Çizgili Forum

Geri git   Çizgili Forum > FORUM KULLANIM ALANI > Üst Yönetim Odası > TÜRKİYE REHBERİ > İL VE İLÇELERİMİZ > KARADENİZ BÖLGESİ > Tokat
Üye Ol Yardım Üye Listesi Takvim Tüm Mesajları Okunmuş Say

Yanıtla
 
Seçenekler Stil
Alt 30-05-2008, 14:25   #1
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart Tokat'ın Tarihi ve Kültürel yapısı



Tunceli'de geleneksel el sanatları arasında en yaygın olanlar halı, kilim, cicim ve palaz dokumacılığı, dericilik ve çanak-çömlek yapımıdır. Günümüzde halı ve kilim dokumacılığı ilçe merkezlerinde; çanak-çömlek yapımı ise daha çok köylerde yaygındır.

Dokumacılık



İlde temel ekonomik faaliyetin hayvancılık olması, geleneksel el sanatları arasında dokumacılığın ön plana çıkmasını sağlamıştır. Yörede yünden yapılan halı, kilim, çanta, heybe, çorap ve keçi kılından çuval, palaz, harar, örken gibi el dokumaları yapılmaktadır. Pamuk ipliğinden çizgili olarak dokunan ve çoğunlukla kadın şalvarlarında kullanılan manusa (arap dudağı), günümüzde yaygın değildir. Yöreye özgü el sanatları arasında önemli bir yeri olan cicim dokumacılığı, Hozat'ın Dervişcemal Köyünde halen sürdürülmektedir.



Yörede günümüzde de bitki köklerinden elde edilen doğal boya kullanımı yaygındır. Süslemelerde geometrik biçimlerle oluşturulmuş kompozisyonlar yaygındır. Bitki ve hayvan motiflerine daha çok aşiret dokumalarında rastlanır.



Halı dokumacılığı Mazgirt, Çemişgezek, Pülümür ve Ovacık ilçelerinde gelişmiştir. Özellikle Ovacık ilçesinin Yeşilyazı Bucağında dokunan Kemaliye türü ince halılar ünlüdür. Yöre halılarının ortak özellikleri, ilmek iplerinin uzun kesilmesi, kök boya ve doğal renk kullanımıdır. Yaygın olarak lacivert, kırmızı, tuğla kırmızısı, yeşil, pembe, sarı ve turuncu renkleri kullanılır.



Yörede 'mazman' denilen göçebe tezgahlarında küçük boyutlu olarak dokunan kilimlerde motiflerde küçüktür. Motifler, çözgü yönüne göre aynı renk dikey veya yatay sular halinde sıralanır. Kumaş dokumacılığı daha çok aşiretlerde yaygındır. Bunlar yünden iki iplik tekniğinde dokunur. Beyaz ve siyah renkli kumaşlara yörede 'barason' kumaşı denir.



Çanak-Çömlekçilik

Çemişgezek ilçesinin Karahisar Köyündeki yaygın çanak-çömlek yapımcılığı, günümüzde kaybolmaya başlamıştır. Kadınlar kırmızı killi topraktan başta güveç, kazan kapağı, ibrik, ayran leğeni, yayık ve pekmez küpü gibi kaplar yapmaktadırlar.



Dericilik

Tunceli'de günümüzde örnekleri çok az görülmekle birlikte, koyun derisinden namazlık, keçi derisinden tuluk (Sütün yağını çıkarmak için kullanılır), dağarcık, öküz ve inek derisinden de çarık, atların palan kayışları, eğerleri, üzengileri ve dizginleri yapılır.



Ağaç Oyma - Ahşap İşçiliği

İlimiz merkezinde iki adet saz yapım ve onarım atölyesi birer usta ile varlığını sürdürmekte ve sipariş üzerine çalışmaktadırlar.
Mazgirt ilçesine bağlı Akpazar Beldesinde turistik amaçlı çeşitli hayvan figürleri üzerinde çalışan ve işten artan zamanını değerlendiren bir sanatkâr mevcuttur. Çeşitli ağaç köklerini ve dallarını kesip-oyarak akla gelen her türlü hayvan figürünü yapmaktadır.



Yine aynı beldede, çok eski olan semercilik ve nalbantlık meslekleri az sayıda da olsa sipariş almakta ancak, hayvancılığa bağlı olarak yok olma ile yüz yüze bulunmaktadır.







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 14:28   #2
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

YAĞIBASAN MEDRESELERİ

Anadolu’nun ilk medreselerinden olan Niksar ve Tokat Yağıbasan Medreseleri 12. yy. ortalarında yapılmışlardır. Kapalı avlulu olan medreseler plan bakımından da birbirine çok benzemektedir. Yalnız Tokat Yağıbasan 3 eyvanlı, Niksar örneği ise 2 eyvanlıdır. Moloztaş malzemeyle yapılmışlardır. Tokat, Sulusokak mevkiindeki medresenin 1247 tarihli onarım kitabesi Müzede olup, Nizameddin Yağıbasan tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Nizameddin Yağıbasan, Danişmendlilerin Sivas kolunun 3. hükümdarıdır.

Kazanılan bir zaferin peşinden doğduğu için babası tarafından “Düşman Basan” anlamına gelen Yağıbasan ismi verilmiştir.
Bazı kaynaklarda yapılış tarihi olarak 552/1157 tarihi verilen Niksar Yağıbasan Medresesi, Niksar Kalesi üzerindedir. Bugün oldukça harap durumdadır.
YEŞİLIRMAK KÖPRÜSÜ

Hıdırlık Köprüsü olarak da bilinen yapı, Sivas - Tokat - Niksar kervanyolu üzerinde ve Yeşilırmak’ı geçmek için Anadolu Selçukluları çağında yapılmıştır. 151 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir. Kesme taş malzemeyle yapılmış, sivri kemerli 5 gözlüdür. Kitabe bloku, köprünün ortasına yakın yere, silmelerin çerçevelediği alan içine iki bölüm halinde konulmuştur. Yazı Selçuklu Sülüsü hattıyla yazılmıştır.

Kemer ayaklarına mecra tarafından suları yönlendirmek ve hızını kesmek için üçgen biçimli kaideler yerleştirilmiş, mensap tarafına ise yarım daire biçimli dayanak yapılmıştır. Köprünün temeli 9 Mayıs 1250 yılında atılmıştır. Bu tarihlerde Anadolu Selçuklu tahtında üç kardeş birden hükümdarlık yapmaktadır. İzzettin Keykavus II, Rükneddin Kılıç Arslan IV ve Alaaddin Keykubad II. Köprüyü, Pervane Hamid yaptırmıştır. Mimarı da Fereçoğlu Mehmet’tir.

MELİK DANİŞMEND GAZİ TÜRBESİ

Niksar ilçe merkezinde Melik Gazi mezarlığı içindedir. Güneyindeki küçük tepenin eteğine inşa edilmiştir. Kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Tek kubbeyle örtülüdür. Kubbeye geçiş Türk üçgenleriyle sağlanmıştır. Ancak kubbesi yıkıldığından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce yapılan onarımda üzeri düz ahşapla kapatılmış, onun da üzerine alaturka kiremitli kırma çatı yapılmıştır. Kuzey cephesi tamamen kesmetaş kaplı olan yapının doğu, güney ve batı duvarında moloz taş malzeme ile tuğla da kullanılmıştır. Girişin bulunduğu kuzey cephede kapıdan başka simetrik yerleştirilmiş iki dikdörtgen penceresi yer almaktadır. Kapı ve pencere söveleri mermerden yapılmıştır.

Yapının iç mekanında sonradan yapıldığı anlaşılan sanduka bozulmuştur. Kubbeye geçiş sistemini oluşturan Türk üçgenlerinin hemen altında çok geniş bir ayet kuşağı üç yönde (doğu,batı,kuzey) duvarları dolaşmaktadır. İç mekanda başka süsleme yoktur.
Üzerinde kitabesi olmadığından inşa tarihini de belirleyecek çok açık bir bulgu da taşımadığından en azından günümüze gelmediğinden Türbenin kime ait olduğu ve tarihi bilinmemektedir. Ancak bilim adamları mevcut yapının mimari ve inşai değerlendirmesini yaparak ve mevcut tarih bilgilerini de göz önüne alarak, Danişmendlilerin kurucusu, Malazgirt savaşında Sultan Alparslan’ın emirlerinden Melik Danişmend Gazi’ye ait olduğu kabul etmektedirler.
MEHPERİ HATUN KERVANSARAYI

Anadolu Selçukluları döneminde İç Anadolu’yu Karadeniz’e bağlayan Sivas-Tokat-Amasya-Samsun/Sinop kervan yolu üzerindedir. Pazar ilçe merkezinde bulunmaktadır. Sultan Hanları plan tipinde açık ve kapalı bölümlerden oluşan bir yapıya ve kesme taş kaplamalı blokaj duvar sistemine sahiptir. Dış duvarlarına payandalar konularak kale görünümü verilmiştir. Açık bölüm kuzey bloğundaki odalarla, doğu ve batı yönde dörtgen ayaklara oturan ikişer revaktan ibarettir.

Bugün üst örtüsü tamamen ortadan kalkmış olan kapalı bölümü iki sıra ayakla üçgene ayrılmış durumdadır. Abidevi taç kapısı, Anadolu Selçuklu klasik özelliklerini taşımaktadır. Taç kapı ile kapalı bölüm giriş kapısı üzerinde birer kitabe vardır. Kitabelerine göre yapı I.Alaaddin Keykubad’ın eşi ve hayırsever birisi olan Mahperi Hatun (Huand-Hunad) tarafından yaptırılmıştır.
TOKAT KALESİ

Tipik bir orta çağ kalesidir. Anaitis mezhebine bağlı Comana Pontica (Gümenek) yerleşim yerinde baskı gören Hıristiyan halk göç ederek 10 km batıdaki, bugünkü kalenin olduğu yere yerleşmişlerdir. Tabii yapısı ile savunmaya elverişli olup uzun yıllar Bizans İmparatorluğu’nun önemsiz bir yerleşim yeri olmuştur.

Malazgirt Zaferi’nden sonra Türk hakimiyetine giren kale (Tokat) önem kazanmıştır. Danişmendliler ve Selçuklular’ın önemli kentlerinden biri olmuş, imar ve kültür faaliyetleri bakımından sayılı merkezler arasına girmiştir. Dışkale sur duvarları tamamen ortadan kalkmışken, içkale duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Duvarlar ve üzerindeki yapı kalıntılarının tamamına yakını Danişmendli ve Selçuklu dönemlerine aittir. Ortaçağ kalelerinin vazgeçilmez unsuru olan su yolu Tokat kalesinde de var olup, ağız kısmına kadar dolmuştur.
ALİ PAŞA HAMAMI

Tokat İl merkezi, GOP Bulvarı üzerindedir. Ali Paşa külliyesinin bir yapısıdır. Ali Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Beyazid’in damadıdır. Beyazid babasına isyan ettiği için öldürülmüş, damadı Ali Paşa da II. Selim zamanında Söngüt Çayırında (Söngüt Köyü) idam edilmiştir.

Kadın ve erkek bölümlerinin bulunduğu yapı, çifte hamam tarzında olup klasik Osmanlı hamam mimarisinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Tamamen kesme taştan yapılmıştır.
İLİN KÜLTÜR YAPISI

Tokat, uygarlıkların merkezi olan Anadolu’da M.Ö. 3000 yıllarından başlayarak 5000 yıllık engin tarihinde 14 devlet ve bir çok beyliğin yaşadığı ya da egemen olduğu Yeşilırmak havzası içinde yer almış benzeri az bulunan önemli illerimizden biridir.

Tokat ilindeki Kelkit,Yeşilırmak ve Çekerek ırmakları boyunda kurulmuş olan medeniyetlere ait Hitit, Firig, Roma, Selçuklu, İlhanlı, Osmanlı eserlerinin çokça bulunuşu ve tarihi yönüyle önemli bir kültür merkezidir.

M.Ö.2500-400 yılları arasında yüksek düzeyde sanat ve kültür yaşamına sahip olan Helen kültüründen, Zile - Tokat - Niksar - Sulusaray’daki M.S 5.yy. kadar süren Roma kültürünü, 12.yy.da Danişmend’lerin merkezi olan Niksar’da oluşan maddi kültür değerlerini 13.yy.sonuna kadar Selçuklu Türkleri’nin sanat,mimari ve hümanist kültürlerini gözden geçirdiğimizde, Zile Maşat Höyük’teki Tappiga Sarayı, Hellenistik çağa ait kartal figürlü ionik sütun başlığı, Zile’de Roma Anfi tiyatrosu, Zile Saat Kulesi, Zile Ulu Camii, Ertana Beyliği’nden kalan Zile Beyazıt Bestami Camii ve Türbesi, Tokat girişinde Yeşilırmak üzerindeki Selçuklu Köprüsü, Gök Medrese, Pervane Hamamı, Niksar Ulu Camii, Niksar Akyazı Kümbeti, İlhanlılar dönemine ait Niksar Çöreğibüyük Camii, Artova’da Antik Saray Kenti, Pazar’da Mahperi Hatun Kervansarayı gibi eserlerle dimdik ayakta duran tarihinin canlı delilleriyle Tokat ve yöresinin Türk tarih ve kültürü açısından önemi bir kez daha ortaya konulmaktadır.
İLDE EL SANATLARI

Türk Milleti’nin asırlar boyunca meydana getirdiği halıları, kilimleri, cicimleri, zilileri, heybe çuval ve torbaları, hasırları, bakır pirinç ve tunç işleri; güğüm, bakraç, lenger gibi mutfak araçları, kuyumculuğu, tesbihçiliği ve kahve takımları, boncuk işleri, hamam takımları, çanak ve çömlekleri, testileri küpleri vs. yüzyıllar boyu yapıla gelmiş hemen hemen hepsi birer sanat eseri haline gelmiştir. Bunların biçimleri, üzerindeki renkler ve nakışlar, yapılışlarındaki incelik ve zerafet sanat sevenlerin ilgisini çekmekte ve hayran bırakmaktadır. İlimizde halen devam eden el sanatları şunlardır;

Yazmacılık
Bakırcılık
Torak seramikçiliği
Dericilik
Saraçlık
Çarıkçılık
Mutaflık
Semercilik
At arabacılığı
Nalıncılık
Yayıkçılık
Zurnacılık, kaval yapımı
Urgancılık
Süpürgecilik
Sele-sepet örmeciliği
İğne oyacılığı
Halıcılık
Kilim, cicim, peşkir, çarşaf dokumacılığı
Hasır dokumacılığı
Kumaş dokumacılığı







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 14:35   #3
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

EL DOKUMACILIĞI

El sanatları insanlarımızın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde ortaya çıkmış, yaşayış özellikleri ve iklim şartlarına göre gelişmeler göstererek kültürümüzün özelliklerini yansıtmaktadır.

Halen ilimizde özellikle Başçiftlik ve Almus-Muhat beldesinde halı dokumacılığı, Merkez-Günevi köyünde el dokuması (peşkir, çarşaf, elbiselik kumaş), kırsal kesimdeki köylerimizde kilim, cecim, sumak, hasır dokumacılığının yanı sıra özellikle Kızık köyünde dokunan Kızık kilimleri, Reşadiye yöremizde alaca çorap örücülüğü, heybe dokumacılığı ve Nebi köyündeki folklorik giysiler yöremize güzel bir zenginlik kaynağı oluşturmaktadır.
BAKIRCILIK

Tokat’ta bakır işleme sanatı Osmanlı Dönemi’nde bir hayli gelişmiş olup, bu konuda adından söz ettiren önemli merkezlerden biri olmuştur. Ergani’den getirilen ham bakırlar, şimdiki yetiştirme yurdu’nun bulunduğu alandaki < Kalhane> de işlenmekte, Sulusokaktaki esnafın marifetli ellerinde her biri birer sanat eseri olarak vücut bulmaktadır.

Bakırcılık sanatı son zamanlarda önemini kaybetmesine rağmen ilimizde işlenen bakırın kalitesi ve şekil bakımından estetik ve zengin çeşitliliği nedeniyle Anadolu şehirleri içerisinde ayrıcalıklı yeri vardır.
Halen ilimizde dövme tekniği ile yapılmakta olan mutfak eşyası ve hediyelik eşya (leğen, ibrik, kazan, tava, tas, sini, vb.) olarak üretilmektedir. Ancak, geçmişteki kullanım yoğunluğunun yerini plastik, alüminyum ve çelik malzemeye bırakmıştır.
TOKAT MUTFAĞI
Geleneksel Tokat evlerinin en büyük özelliği, büyük odalarından birinin mutfak olmasıdır. Mutfağa halk ağızı ile “İşevi” veya “akşana” denir. Taban döşemesi bal peteğini andıran kiremit tuğla ile kaplıdır. Odanın bir köşesinde yemek yapmaya ve çamaşır kazanını kaynatmaya yarayan yer ocağı bulunurken; diğer tarafta kurutulmuş yiyecek, konserve, salça, peynir, yaprak saklanan kiler bulunur. Ayrıca kuru baklagil ve tahılın saklandığı bölmeli ambar vardır. Bağ evlerinde kebap fırını, üzüm suyunun çıkarıldığı şirehane, geleneksel Tokat mutfağının en belirgin özelliğidir.

Bugün bile Tokat’ta yemekler çoğunlukla yer sofrasında yenilir. Mutfak kalabalık ailelerde oturma odasıdır. Tokat’ın çok zengin mutfağı vardır.







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 14:38   #4
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

Kültür

6000 yıllık tarihi boyunca üzerinde barındırdığı medeniyetlerin izlerini taşıyan Tokat; çok çeşitli ve zengin bir kültürel yapı ile yoğrulmuştur. Valiliğimiz, ilimizin bu zengin kültürel varlığının korunması ve gelecek nesillere aktarılması için gayret göstermektedir.6000 yıllık tarihi boyunca üzerinde barındırdığı medeniyetlerin izlerini taşıyan Tokat; çok çeşitli ve zengin bir kültürel yapı ile yoğrulmuştur.

Hititlerden günümüze kadar üzerinde yaşamış tüm medeniyetlerin izlerini ilimizde bulmak mümkündür. Maşat höyükte ki Hitit şehri, Roma, Bizans döneminden kalma Sebaptapolis yerleşim bölgesi, Tokat Kalesi, Taşhan, Beysokağı, Hıdırlık köprüsü, Alipaşa hamamı ve Ali paşa Camii gibi daha birçoklarını sayabileceğimiz tarihi ve kültürel zenginliklerimiz ilimizi daha da güzelleştirmektedir. Yüzyıllardır bozulmadan günümüze ulaşan gelenek ve göreneklerimiz, yemek kültürümüz, giyim kültürümüz, folklorik değerlerimiz, bakırcılık, yazmacılık, halı kilim ve kumaş dokumacılığı günümüzde de aynı disiplin ve aynı hevesle yapıla gelmektedir. Reşadiye’de bulunan Selemen Yayla Pazarında hala değiş tokuş usulü alışveriş yapılmaktadır.

Halkımızın sevincini, hüznünü, sıkıntılarını, mutluluğunu motif motif işleyen folklorik değerlerimiz, Omuz halayı, Geyik oyunu, Ellik halayı, Çekirge oyunu, Tokat ağırlaması, Maşat Halayı ve Semah oyunu gibi daha onlarcası bulunan oyunlarımızın her birinin arkasında bir sosyal olgu yatmaktadır. Orta Asya Türk giyim kültürünün hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmesi ve bu kültürün bazı köylerimizde hala devam etmesi Tokat’a bir ayrıcalık katmaktadır.

Bindallı, Şalvar, Çarşaf, Yazma, Çorap Tokat kadın kıyafetlerinin en önemlileridir. Kadife atlas üzerine gümüş telle işlenmiş belden yukarısı dar alt kısmı geniş Bindallı denilen boy elbisesine özellikle kırsal kesimlerde sık sık rastlamak mümkündür. Bele takılan gümüş kemer bu kıyafetin bir aksesuarıdır.

Tokat’ın mahalli erkek kıyafetlerinde en çok dikkat çeken cepkendir. Önceleri gündüz kıyafeti olarak , sonraları düğünlerde ve özel günlerde giyilen cepken yelek boyunda önü düğmesiz etrafı sarma ve ortası kasnak işi ipek ile süslü altına gömlek giyilen bir kıyafettir. Ayrıca yakasız gömlek , pantolon ve bele sarılan kuşak, Tokatlı erkeklerin mahalli giyim şeklidir.

İlimizin yemek kültürü de oldukça zengin ve iştah açıcıdır. Tokat Kebabı, etli dolma, bakla dolması, keşkek, gendüme çorbası , bacaklı çorba, cevizli çörek, bezli sucuk, bat gibi yemeklerin yanında Tokat şarabı da soframıza ayrı bir renk katmaktadır. Özellikle dünyada sadece Tokat’ta üretilen Mahlep şarabının içimi ayrı bir zevktir.

Tokat türküleri tüm ülkemizde zevkle dinlenen türkülerimizdir. Bu türkülerimizde aşkı, hüznü, kederi, neşeyi, felaketi, hoşgörüyü kısacası halkın tüm yaşam şeklini bulmamız mümkündür. “Sabahın seherinde ötüyor bülbül, Hey on beşli on beşli , burçak tarlası, Tokat yaylası “ gibi türkülerimiz ülkemiz folklorunda önemli bir yer tutmaktadır.

Günümüzde yeni bir teknoloji ve şehir kültürünün hızla gelişmiş olduğu çağımızda, ilimizde hala orta Asya kültürünün gelenek ve göreneklerinin bozulmadan devam ediyor olması önemli bir olgudur. Düğün geleneği, oda oyunları, maniler, orta oyunları, batıl inançlar, sosyal ve toplumsal dirliğin ayakta kalmasını sağlayan ahlaki ve insani adetler hala sosyal hayatımıza yön vermektedir.

Atasözleri

Atasözleri ince Türk zekasının ve manevi varlığın dile getirdiği büyük terbiyevi ve yol gösterici deyimler olup nesilden nesle intikal ettirilerek bunun hikmetlerinden ve uyarılarından faydalanılmalıdır.

Bazı Ata sözleri Şunlardır.

·
Azabdan alma maya,ya daş olur ya gaya.
·
Açma kutuyu söyletme kötüyü.
·
Babası oğluna bağ bağışlamış,oğlu da bir cımbı üzüm vermemiş.
·
Bekara karı boşmak kolay gelir.
·
Bir dirhem et bin ayıp örter..
·
Cahil çalımını satar,beş para etmediğini bilmez.
·
Çağırılan yere erinme,çağırılmayan yerde görünme.
·
Çiğ yiyenin karnı ağrır.
·
Dadanmış kudurmuştan beterdir.
·
Deveyi yardan aşıran bir tutam ottur.
·
Denizin olduğu yerde dere çağlamaz.
·
Deveciyle konuşan kapıyı büyük açar.
·
Dünya bir handır,herkes sırasıyla gelir,kalır ve geçer.
·
Elden vefa,zehirden şifa olmaz.
·
Edebi ve hayayı edepsiz ve hayasızdan öğrenki unutmayasın.
·
El yarası iyi olur,dil yarası iyi olmaz.
·
Elden yiyen yolda acıkır.
·
Fırtına eken dolusuna katlanmalıdır.
·
Gençlikten kocalığına can,varlıktan yokluğuna mal sakla.
·
Gökten ne yağdıda yer kabul etmedi.
·
Koca ceviz kocadıkça ışkın verir budadıkça.
·
Gönülsüz göğlere yaramaz.
·
Güttüğü üç dene davar,ıslığı dağları tutar.
·
Kuraklıktan kıtlık olmaz.
·
Garı vardır gişiyi yeşil yaprak eder,garı vardır gişiyi gara toprak eder.
·
Görünen köy kılavuz istemez.
·
Güneş yarasaya çirkin gözükür.
·
Hizmetçiden karı,ıhlamurdan odun olmaz.
·
Hatibi konuşturan dinleyenleridir.
·
İyiliğe iyilik her adam işi,kötülüğe iyilik er adam işi.
·
İyi makas kendi kendini biler.
·
İki kerpiç koysan bacan olur,kime varsan kocan olur.
·
Katığının kadrini bilmeyen aç kalır.
·
Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur.
·
Kazan yuvarlanmış kapağını bulmuş.
·
Kuldan bela gelmaz Hak yazmadıkça,Hak bela yazmaz kul azmadıkça.
·
Latife latif gerekir.
·
Leb demeden leblebiyi anlamalı.
·
Lokmanı çiğneğmeden yutmayasın!
·
Mal canın yongasıdır.
·
Meramın üzüm yemek değil,bekçi dövmek.
·
Ne gelirse başına dilinden gelir.
·
Ne doğrarsan aşına o gelir kaşığına.
·
Ne deyim yüzü güzeli severim huyu güzeli.
·
yuna gider.
·
Ortak çok olunca zarar azalır.
·
Öğünürse baht öğünsün.
·
Öz ağlayınca göz ağlamaz.
·
Parmağı uzun olan değil kısmeti olan bal yer.
·
Para ile iman kimdedir bilinmez.
·
Sarmısağı gelin etmişler,kırk gün kokusu çıkmamış.
·
Sekizinde ne ise sekseninde de o olur.
·
Suyun sessiz akanından insanından yere bakanından korkulur.
·
Sırrını açma dostuna,oda söyler dostunun dostuna.
·
Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa.
·
Tokattan aldım bakırı incitmeyin fukarayı fakırı.
·
Taktirde yazılan tedbirle bozulmaz.
·
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
·
Tok açın halinden anlamaz.
·
Unumu eledim,eleğimi duvara astım.
·
Üzümünü ye bağını sorma.
·
Var eli herkes öper.
·
Vurduğunu öldür,yedirdiğini doyur.
·
Yağ gelen yerden bal esirgenmez.
·
Yüksek yerde yatma yer alır, alçak yerde yatma sel alır.
·
Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz yolda şaşırır.
·
Zamansız öten horozun başını keserler.







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 14:42   #5
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart


Bilmeceler

Benim bir halbur civcivim var,akşam atar sabah toplarım (Yıldız)
Bir sinide iki tavuk,biri sıcak biri soğuk (Güneş-ay)
Yerde gezer izi yok,havada gezer sesi yok;eti haram sütü helal canı var kanı yok(Güneş)
Dam üstünde kurtlu mitil (Kar)
Nazlı gitse izi yok,hızlı gitse tozu yok (Gölge)
Teptim tekerlendi,öptüm şekerlendi,bal ile bağdem bir güzel adem(Kavun)
Yeşil ektim kırmızı bitti,bir günde yetişir ne yenir ne içilir.(Kına)
Ey bulutlar bulutlar,Yusufu yedi kurtlar. Ben bir şekil kuş gördüm. Tepesinden yumurtlar(Buğday)
Dam başında teke bağlı,boynuzları köke bağlı(Kabak)
Kat kat ama katmer değil,kırmızı ama elma değil,yenir ama meyva değil.(Soğan)
Allah yapar yapısını,demir açar kapısını.(Karpuz)
Felek beni taşladı. Kızgın külde haşladı(Kestane)
Ey millice millice. Dalları düğmelice. Bunu bilmeyene beş sille vurmalıca(Yüzellik)
Gelin kalktı,cama dayandı,cam kırıldı,kana boyandı.(Karadut)
Ekmeden biter,dünyaya yeter.(Tuz)
Bit gibi burnu var. Küpgibi karnı var.(Nohut)
Minareden attım yayıldı. Suya düştü bayıldı.(Pamuk)
Karşıdan baktım al.Yanına vardım bal.(Kiraz)
Yeşil koltuğa oturmuş bir peri.Aldır yeşildir gözleri. Güzel güzel konuşurken,sana çeker hançeri.(Gül)
İlik ilik ilmeli. İlik gözü düğmeli. Ya bunu bilmeli. Ya kırk köyü vermeli.(Üzüm)
Ben dağıdım,başı püsküllü beyidim,felek beni şaşırdı,ahırlara düşürdü.(Çalı süpürgesi)
Hey havai havai yüksek yapan yuvayı,değme bir kuş yapamaz. Onun yaptığı yuvayı.(Örümcek)
Karşıdan baktım bir taş, yanına vardım dört ayak bir baş(Kaplumbağa)
Ezan okur namaz kılmaz,karı alır nikah kıymaz.(Horoz)
Yazı yazar hoca değil,ağaca çıkar adam değil,boynuzu var öküz değil.(Salyangoz)
Yedi delikli tohmak, bunu bilmeyen ahmak.(Baş)
İki delikli bir kapı,bilmeyenin yok aklı.(İbrik)
Geriden tanıdım dağ gibi,elime aldım gal gibi.(davul)
Taştandır demirdendir. Yediği hamurdandır. Bütün dünyayı doyurur. Kendi doymaz nedendir.(Fırın)
Giydim bozu,gezdim düzü.Bir ağzı kırk gözü var.(Çarık)
Uzun oluk,suyu soluk.(Zurna)
Çam ağacını oyarlar.İçine tıntın koyarlar.Ağlama tıntınım ağlama şimdi kulağını burarlar.(Saz)
Hak yaratmış beş yemiş,beşi bir birini görmemiş. İkisi günde olmuş,üçü gün yüzü görmemiş.(Namaz)
Alvarda gel, yalvarda gel. Koklamadık gül alda gel.(Dünür)
Hey var getir var getir. Gelmezse yalvar getir. Yeni billur içinde kesilmeyen nar getir.(Kız)

Tekerlemeler

Biz koştura koştura,siz eştire eştire,
Biz bal küpüne,siz katran küpüne,
Biz binelim yağız ata,siz binin uyuz ata,
Karşıdan kaz gelir,eti size az gelir,
Ne kolay soruyoruz,ne karşılık alıyoruz,
İyi açın gözünüzü, iyi ölçün sözünüzü,
Oyunumuz bir bilmecedir, gülmece güldürmecedir,
Karşıdan atlı gelir, çiftesi tatlı gelir,
Şimdi geldik taşlamaya, sizi biraz haşlamaya,
Hep şaşırıyorsunuz, aka kara diyorsunuz,
Bilemediniz, bilemediniz, bilmecemizi çözemediniz.
Üşüdüm üşüdüm üş oldum, bir torbada keş oldum.
Keşimi kedi aldı, bana bir tarak verdi.
Tarağımı çoban aldı, bana bir koyun verdi.
Koyunumu kurt aldı, o bana çarık verdi.
Çarığımı sara sara, indim bir ince suya.
İnce sudan kanlar akar, ikide bir bana bakar.
Büyüğüne selam verdim, küçüğü canımı yakar.

Maniler

Halk deyişlerinin en ince ve çok açık ifade şekli olan ve genellikle bir kıta ve yedi heceyle söylenen Tokat manileri halk edebiyatımızda çok zengin bir kaynak teşkil etmektedir.

Manilerden bazıları aşağıda sunulmuştur.


Dağ başları Kar mı dır?
Geçitleri Dar mı dır?
Tokat’ın Dilberleri
Geçilecek Yar mı dır?

Deryaya gelen beyler
Gurbet gönlü kim eyler
Tokat’tan ayrılmışım
İki gözüm kan ağlar

Tokat bir bağ içinde
Gülü bardağ içinde
Tokat’tan yar sevenin
Yüreği yağ içinde

Altın Yüzük var benim
Parmağımda dar benim
Şu Tokat’ın içinde
Kömür gözlü yar benim

Ninniler

Pisi pisi mav dedi
Bir kaşıcık yağ dedi
Yağ olmazsa bal olsun
Benim yavrum sağ olsun.

Dandini dan kuşu
Çalılıktır yuvası
Mama getir babası
Halka şeker parası

Dandini dandini danadan
Eksilmesin aradan
Bağışlasın yaradan
Bir ay doğmuş anadan

Dandini dandini dastana
Danalar girdi bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı.

Lahanayı yemez kökünü yer
Bazen ziftin bekini yer
Uyusunda büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni.

Dandini dandini dan ister
Benden bir bostan ister
Altına etmiş don ister
Nenni nenni yavrum nenni.

Oğlum oğlum at oğlum
Beyaz ipek sat oğlum
Kızlar dokusun onu
Sen üstünde yat oğlum.

Kızım kızım ak kızım
Çık kapıdan bak kızım
O beyaz tombul ele
Elvan kına yak kızım.

Kızım kızım nen eder
Samur saç gel gel eder
Kızım çıkmış pencereden
Babasına el eder.

Kızım şehla bakışlı
Gögsü elvan nakışlı
Bahçede gül içinde
Ceylan gibi sekişli.

Ninni ninni ninnisine
Yavrum gider teyzesine
Teyzesi bir hatun kadın
Gül doldurur çevresine ninni.

Dandini dandini dan olur
Ayvalar bahçede ham olur
Kızım çıkma kapıya
Beyler görür kan olur ninni.

Hu hu hu hu hu Allah
Sen uykular ver Allah
Yavrum uyur inşallah
Uyusun yavrum ninni.

Hu derim hu hu der Allah
Sen uykular ver Allah
Oğlum büyük inşallah
Uyusunda büyüsün ninni.

Ninni yavrum ninni ninni
Ninni oğlum ninni ninni
Ninni gızım ninni ninni.

Ninni yavrum ninni ninni
Ninni oğlum ninni ninni
Ninni gızım ninni ninni.

Ninni ninni uyu nenni
Ninni ninni büyü nenni
Ninni ninni yürü nenni.

Uyu benim yavrum nenni

Uyu benim oğlum nenni
Uyu benim gızım nenni.

Uyu yavrum uyu nenni
Uyu oğlum uyu nenni
Uyu gızım uyu nenni







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 14:46   #6
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

Türküler

Tarih ve kültür hazinesi olan ilimizde Destan,Koşma, Divan, Semai, Garip, Derbeder, Hurşit, Sağma gibi havalar düğün, sinsin havaları,halay havaları davar sürme havaları ve kırık havalar mevcuttur.

TÜRKÜLERDEN BAZILARI ŞUNLARDIR

YANDIM TOHAT YANDIM SENİN ELİNDEN

Tohadın her yanı al yeşil dağlar
Lale sümbül dolu bahçeler bağlar
Yol verin geçeyim dumanlı dağlar

Yandım tohat yandım senin elinden
Bana bir gül vermedin gonca gülünden

Bülbül gonmuş sulusohah daşına
Eşin arar gezer gendü başına
Sürmelermi çekmiş gara gaşına

Yandım tohat yandım senin elinden
Bana bir gül vermedin gonca gülünden

Şehirler içinde seni övmeli
Güzellerin çohtur gözü sürmeli
İpek manto giyer göğsü düğmeli

Yandım tohat yandım senin elinden
Bana bir gül vermedin gonca gülünden

YAR SEN ALMUSLU MUSUN

Başındaki yazmayıda
Sarıya mı boyadın
Neden sararıp soldun da
Sevdaya mı uğradın

İşliğimin yakasıda
Sıra sıra nakış yar
Kurban olam boyunada
O ne biçim bakış yar

Tokattan mı geliyonda
Yar sen Almuslu musun?
Ben sana varacağımda
Söyle namuslu musun?

Yola yolladım senide
Yollar yollasın seni
Hızır elinden tutsunda
Bana yollasın seni

HEY ONBEŞLİ ON BEŞLİ

Hey on beşli on beşli
Tokat yolları taşlı
On beşliler gidiyor
Kızların gözü yaşlı.

Giderim elinizden
Kurtulam dilinizden
Yeşil baş ördek olsam
Su içmem gölünüzden.

Gidiyom gidemiyom
Sevdim terkedemiyom
Sevdiğim pek gönüllü
Gönlünü edemiyom.

Tokat yolu kaldırım
Düştüm beni kaldırın
Hediyemin uğruna
Vurun beni öldürün.

Gidiyom bende bende
Bir arzum kaldı sende
Yaprak gibi sarardım
Seni gördüğüm yerde

Aslan yarim kız senin adın hediye
Ben dolandım sende dolan gel beriye
Fistan aldım endazesi onyediye
Azmı geldi gönderdiğim hediye.
(BAĞLANTI)

MÜDÜRÜN UZUN KÜRKÜ

Reşadiye ilçemizin Büşürüm köyünden çok güzel zurna çalan çakır usta ramazan davulunu çalmak üzere elli beş yıl evvel Reşadiye Bereketli kasabasına gider. O zaman nahiye olan Bereketli de biraz kilolu, kalın mercekli gözlük kullandığı için halk arasında kör müdür diye anılan Amasya lı bir nahiye müdürü vardır. Çakır usta sahur davulunu coşku içinde çalarak ramazanı yarılamıştır.

İşte bu sırada nahiyede çakır ustanın bir kadınla ilişki kurduğu söylentisi yayılır ve bundan dolayı müdür çakır ustayı nahiyeden uzaklaştırır. Hem emeğine karşılık umut bağladığı fitreler ve diğer armağanlar hem de yeni kurduğu ilişkisinden ayrı kalması sonucunda tepkisini türküye dökmüştür.

Müdür beyin uzun kürkü
Yeni çıktı bu türkü
Ne kızıyon kör müdür
Söylenecek bu türkü de yanıyom ben

Çakır zurnayı vurdu
Duyanlar ayağı durdu
Şişman karınlı müdür
Fitre sanamı kaldı da yanıyom ben

Yanmada güzelim yanıyom ben
Mendil de salla geliyom ben
Bir yosmanın uğruna da (BAĞLANTI)
Veremde oldum ölüyom ben.

Aşma kırandan aşma
Ben seni tanıyorum
Her kırandan aşanı
Hep seni sanıyorum da yanıyom ben

Amasya evrileceksin
Evrilip çevrileceksin
Şişman karınlı müdür
Kökünden devrileceksin de yanıyom ben

Şu çakırın zurnası
Zuhurlukta ötüyor
Bereketli de kör müdür
Yeni kanun tutuyor da yanıyom ben

DELİ ŞÜKRÜ

Konaklar yaptırdım uzun çarşıya
Camlı pencereleri karşı karşıya
Haber anlatamadım Reşit Paşa ya

Gelme emmim gelme dönmem geriye
Beni sürgün ettiler Angıldere ye.
(BAĞLANTI)

Kıratımda kişir kişir kişniyor
Beş bacım var evde nakış işliyor
Hamdi kardeşim bilmem n işliyor

Kıratımı çekin binek taşına
Elim yetişmiyor eğer kaşına
Selam söylen Hamdi kardaşıma

Deli Şükrü derler namım varıdı
Mağripten maşrıba şanım varıdı
Zaimoğlunda da ahım varidi.

BURÇAK TARLASI

Sabahınan kalktım ezan sesi var,
Ezan da sesi değil yar yar burçak yası var,
Varın bakın şu adamın kaç tarlası var,

Amanın kızlar ne zorumuş burçak yolması
Burçak tarlasında yar yar gelin olması
Eğdirme fesini yar yar kalkar da giderim
Evini başına yar yar yıkar da giderim
(BAĞLANTI)

Sabahınan kalktım südü pişirdim
Südün de kaymağını yar yar yere taşırdım

Kolumu salladım değdi dikene
İntizar eyledim yar yar burçak ekene
İlahi kaynana ömrün tükene
(BAĞLANTI)

Kolumu salladım değdi pıtırak
Öğlen olmadıki yar yar ecük oturak
Akşam olmadıki kaçak da kurtulak

BUGÜN BEN BİR GÜZEL GÖRDÜM

Bugün ben bir güzel gördüm bakar cennet sarayından
Salındı bahçeye girdi çiçekler selama durdu
Bahçenin kapısın açtım sanırsın cennete düştüm
Bahçenin kapısı daldır dalında öten bülbüldür

Kamaştı gözümün nuru onun hüsnü cemalinden
Mor menekşe boyun eğdi gül kızardı hicabından
Sevdim coştum helallaştım buse aldım yanağından
Emrah da bir edna kuldur bağışla geç günahından

SABAHIN SEHERİNDE

Sabahın seherinde ötüyor kuşlar
Balınan yoğrulmuş o sırma saçlar
Gudretten çekilmiş garadır gaşlar
İşte bu gönlümün cananı geldi

Seher vakti keklik çıkar yazıya
Sallandıkça püskül değer dabana
Gorharım sevdiğim vara yabana
İşte bu gönlümün cananı geldi

Yarim gine şekerlendin ballandın
Alınan yeşil geydin sallandın
Gırılsın golların gine dillendin
İşte bu gönlümün cananı geldi.

Kaynak: Tokat 2006 İl Yıllığı







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 14:50   #7
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

Oyunlar

KOYUN YÜZÜ - SAYA GEZME – BEREKET – DEVE OYUNU

Yörede genellikle koyunların kuzuladığı döl alma mevsimi denilen Şubat-Mart aylarından başlayarak toprağın canlandığı bereketin, bolluğun çoğaldığı bu dönemlerde davul ve zurna eşliğinde erkeklerin oynadığı bir sıra gezme oyunudur.

Oyunda kız kıyafeti giyinmiş erkek oyuncular, söyleyici (okuyucu), kahya, yöreye göre dede, aşık gibi kişiler vardır. İki kişinin sırtlarına merdiven konularak ön tarafa bir kazma ile deve başı yapılır ve zil takılır. Kilim, cecim gibi malzemelerle üstü kapatılarak ortaya bir semer konulur ve deve yapılır. Davul ve zurna ile söyleyici oyuna iştirak eden oyuncularıyla birlikte bütün köyü gezer ve her evin kapısında ;

“Hey hayadan hey hayadan
Yılan çıkmış kayadan
Yoksulluktan gelmedik
Adet kaldı sayadan (atadan)”

der ve oyunlar oynanır. Seyredenler kızların kaçırmak isterler. Gülünür, şakalaşılır, taklit veya çeşitli yiyecek vermekle cezalandırılır. Toplanan hediyeler köyün en fakirine verilir veya yemek yapılarak hep birlikte yenilir.

ÇOCUK OYUNLARI

Kültür zenginliğini ve mozaiğini içinde barındıran Türk Kültürü Çocuklar içinde birçok oyun barındırmaktadır. Türk tarihinin en eski çağlarından beri çocuk oyunları her zaman yerini muhafaza etmiştir (güreş ve at yarışları gibi).

Çok zengin bir hayal gücüne ve yaratıcı yeteneğe sahip olan çocuklar taklit yetenekleriyle hayal gücünü en güzel biçimde çocuk oyunlarında göstermektedir. Bu oyunların herhangi bir amacı olmamakla birlikte amaç vakit geçirmek, arkadaşlarıyla birlikte olmaktır.

Bu oyunların çoğu tekerlemeli oyunlardır.

Komşu komşu hu hu!
Oğlun geldi mi?
Geldi.
Ne getirdi?
İnci boncuk.
Kime kime?
Sana bana.
Daha kime?
Kara kediye.
Kara kedi nerede?
Dala çıktı.
Dal nerede?
Balta kesti.
Balta nerede?
Suya düştü.
Su nerede?
İnek içti.
İnek nerede?
Dağa çıktı.
Dağ nerede?
Yandı bitti, kül oldu.

Bütün yörelerimizde oynanan çocuk oyunları gibi Tokatlı çocukların da kendi aralarında oynadığı oyunlar şöyledir; “Uzun Uzun Çember”, “Kutu Kutu Pense”, “Kan Kan Kelebek”, “Sarı Yılan”, “Benim Bir Küçük Çobanım Var”, Ali Baba Süt Pişti Mi?”, “El Üstünde Kimin Eli Var?”, “İzin Verir Misiniz?”, “Mısır Patlatma Oyunu”, “Topal Karga”, “Kurt Ölüsü”, “Ambara Vurdum Bir Tekne”, vb.

ALİ BABA SÜT PİŞTİ Mİ?

İki grup oluşturulur. Sayıları birden fazladır. İki gruptan birer ebe seçilir. Bunlardan biri Ali Baba olur ve diğerleri sorar;

· Ali Baba.
· Efendim.
· Süt pişti mi?
· Gelen geçen kaç kaşık
· Bir yarım, bir bütün kaşık
· Hangi gelinin düğününü yapıyorsun?

Yanındaki adını söyler. Daha sonra iki yuvarlak çizilir. Bu yuvarlaklardan biri “cennet” ve biri “cehennem” halkası olur. Bu durumu yalnız iki ebe bilir, oyuncular bilmez. Ali Baba ile oyuncular el ele tutuşup, oyuncuları daireler içine sokmaya çalışılır. Bu sırada;
“Anan da cennet, baban da cennet”

“Uç cennete uç, nereye gidersen git” sözleri söylenir. Halkaların dışında oyuncu kalmayınca ebeler durumu açıklarlar. Cennet halkasına girenlere bir şey söylenmez. Diğer halkaya girenlere hep birlikte; “cehennemlik, cehennemlik” diye bağırılır. Oyun devam eder.
ORTA OYUNLARI

Dramatik öğeler taşıyan seyirlik oyunlar genellikle kılık değiştirip, yüz boyanarak oynanan oyunlar arasında, “Dede (Arap Oyunu)”, “Deveci Oyunu”, “Geyik Oyunu”, “Bemek Oyunu”, “Deve”, “Tilki”, “Fare”, “Kedi”, “Hemecük”, “Matur Oğlum”, “Oturak Oyunu(Hiso-Huso)”, “Gidi Gidi Mestane”, “Sivdi”, “Geçili”, “Vız”, “Faş-Füş”, “Kız Kaçırma”, “Yüzük Saklama”, “Çiftçi Baba”, “Koyun Gütme Oyunu”, “Ebenin Yaptığını Yapma”, “Kasap”, “Sınır Taşı”, “Arı Sağma”, “Top Ateş”, “Kim Vurdu”, “Pazarcı Oyunu” gibi oyunlar oynanır.

“Ölüm hak, miras helal” der atalarımız. Zengin Türk folklorunda atasözlerimizin önemi kadar bu konudaki orta oyunlarımızın da ayrı bir yeri vardır. Orta oyunlarımız, halkımızın zekasını kullanarak meydana getirdiği anlamlı seyirlik gösterilerdir.

Bugün hala, gençlerimizin daha ziyade köy düğünlerinde oynadıkları “Sınır Taşı” oyunu da bunlardan birisidir.

SINIR TAŞI

Oyun, babalarının ölümünden dolayı kendilerine miras olarak kalan tarlayı bölüşmek gayesinde olan iki kardeşin dövüşerek geçimsizliklerini ve bununda köy halkı üzerindeki uzlaştırıcı etkisini ifade etmek için ortaya konulmuştur.

Oyun, iki kardeşin kavgasını izlemek ve arabuluculuk yapmak üzere gelen köylülerle; 5 oyuncudan meydana gelmektedir. Oyunculardan birisi sınır taşını simgelemekte olup, bu oyuncunun el ve ayakları birbirine kenetli olarak sıkıca bağlanmıştır. Oyunculardan ikisi, iki kardeşi ifade etmekte, diğer iki oyuncu ise bu iki kardeşin arkalarına bağlı bir vaziyette arkalarındaki bir gücü ifade etmektedir.

İki kardeşi uzlaştırmak amacıyla tarla başına gelen köylüler ve oyuncular oyunu şu şekilde oynamaktadırlar.

Köyün en yaşlı kişisi, ehli vuguftur.

· Ey gomşular, ırahmatlıyı ben çok eyi bilirim. Bilirsiniz benim tarlamda onun tarlasına yakındır. Adam ölmeden önce aha şu gördüğünüz sınır taşını (ayağı ile iterek), aha şoraya dikmişti.

Kardeşlerden büyüğü itiraz ederek;

· Ben babamı bilmem mi? Aha şu taşı (ayağı ile tekmeleyip, iterek) babamla birlikte inanın aha buraya dikmiştik.

Küçük kardeşi haliyle olaya itiraz eder;

· Yooooh... babam beni çok severdi. Hak geçmemesi için de “oğlum sakın bu sınır taşını (ayağıyla iterek yerini buldurur) buradan başka yere gaydırıpta bir birinizin hakkını ketmetmeyin” dedi.

Bu arada köylülerden birisi bu üçünün de sınır taşını yerine koyamadıklarını ifade ederek itiraz eder ve;

· Irahmatlı bu çocukların tarla bölüşme yüzünden birbirlerine düşeceklerini biliyormuş arkadaş. Ölmeden evvel “ Gel komşu seni severim, iki cızım tarlamız var, bu dünyanın öbür tarafı da var. haktan ve adaletten vazgeçmeyelim. Şu tarlayı iki oğluma eşit olarak bölek.” dedi. Hemi vallahi, hemi billahi! Aha bu daşı dünkü gibi hatırlarım (taşı ayağı ile iterek) aha buraya koydu, arkadaş yahu!

Olay bir süre devam ettikten sonra tarla köylülerin huzurunda bölüşülmemiştir. İki kardeş arasında şöyle bir konuşma geçer; (Kardeşlerin birer tane sopa vardır.)

· “Be birader, bu taş (ayağı ile iterek) aha buradaydı. Sen neyine güvenip de bu taşı buraya koydun.” der. Diğeri ise;

· “Neyime güveneceğim, arkama güveniyorum”(o arada hemen arkasını döner).

· “Demek sen arkana güveniyorsun ha!” der ve elindeki sopayla arkasına vurur.

Birbirlerinin arkasına bir müddet vurduktan sonra, köylüler araya girer.

“Bu işi çok uzattınız, aha burada kalacak ve bu meselede burada bitecek” derler. İki kardeş birbirleri ile helalleşirler ve tarla bölme hadisesi böylece sona erer.

Oyunun günümüzde tatlı bir anı şeklinde devam etmesi, daha nice yıllar varlığını sürdüreceğini ispatlamaktadır.

TOKAT’LI AŞIKLARIN GENEL TARİHİ

Türk Edebiyatının geçmişten günümüze devam eden en orijinal geleneklerinden birisi de aşıklık geleneğidir. Ozanlarımız halkımızın gönlünde asırlardır yer etmiş bugün bile sazlarının teli nağmelendiğin de, dilleri ballandığında yüreklerimiz coşkuyla kabarmaktadır.
İslamiyet’ten önceki sözlü şiirin geleneksel yüzü, aşıklık geleneğinde hiç bozulmamış, ozanın adı “Aşık”, Kopuzun adı “Saz” olmuştur. Zaman içinde ozan şiirini sazla söyleyen, aşık şiirde saz kullanmayan şair olarak da ifade edilmiştir.

Edebiyatımızın gürül gürül akıp giden bu asude geleneği Anadolu’da Erzurum, İstanbul, Sivas, Kars, Konya, Çorum, Kırşehir ve Tokat gibi bölgelerde halk edebiyatı geleneği usta çırak münasebetiyle günümüze kadar devam etmiştir.

Evliya Çelebinin “Alimler ve Şairler” diyarı olarak tarif ettiği Tokat’ımızda aşıklık geleneğinin konusunda kesin bir bilgi vermek mümkün değildir. Son elli yıldır halk şairleri arasında yapılan yarışmalarda Tokat’tan yetişen şairlerin önemli başarılar elde etmesi, aşıklık geleneğinin ne kadar geliştiğinin önemli bir göstergesidir. Aşık Püryani, Aşık Kul Sema-i Baba, Aşık Selmani, Aşık İmamoğlu hala yaşayan önemli şairlerimizden birkaçıdır. Yine Talib’in çıraklarından Fedai, İstanbul’da aşıklar kıraathanesinden biri olan Kumkapı Sazlık kahveye uğradığında aşıklardan biri, ünlü Zileli Talibi’yi sorması üzerine;

Dediler mevlidin olur nereden
Dedim ki aslımız olur Zile’den
Dediler Talibi n’oldu oradan
Dedim bir Fatiha Aziz İstanbul

şeklindeki deyişi Tokat ve çevresinden ne kadar güçlü halk şairlerinin yetiştiğinin önemli bir işaretidir.

Tokatlı en eski halk şairini Kul Himmet olduğu konusunda önemli bir görüş birliği vardır. 16. asırda yaşayan Kul Himmet önemli bir eğitim görmüş, Pir Sultan Abdal’ın dervişlerinden biridir.

Kul Himmet, Almus ilçemize bağlı, eski adı Varzıl olan, Görümlü köyünde bir türbede meftundur. Türbe, köyün tam ortasındadır. Kerpiçle örülmüş, üstü kiremitle kaplanmıştır. Adına her yıl Ağustos ayında şenlikler yapılmaktadır.

Dili sade olmakla beraber, tasavvuf ve tarikat terimlerini iyi kullanmaktadır. Halk ve tekke kültürü ile yetişen şairin;

Seyran edip bu alemi gezerken
Uğradım, gördüm bir bölük canları
Cümlesinin erkanı bir, yolu bir
Mevla’m bir nurdan yaratmış onları


gibi deyişleri şiirinin zirvesini göstermektedir.

Kul Himmet’ten günümüze kadar Tokat’ta yetişen halk şairleri arasında: Talibi (1745-1813) Fedai, Arifi, Ceyhuni, Iskini, Mevci, Remzani, Raşit, Zefil Necmi, Aşık Sıtkı , Zileli Fikri, (1854-1914), Dabak Hürrem(1850-1915), Aşık Sadık, Fevzi, Sofoğlu, Aşık İsmail, Kul Yusuf, Gulam Haydar Katibi, Nurettin Seyfi, Aşık, Kamili, Zikriye, Kemferi, Büryan Ana, Tokatlı Nuri (1826-1885), Niksar Bedri (1845-1897), Tokatlı Gedai Ali(19. yy), Semai, Eşrefoğlu, Erzurumlu Emrah (Erzurum’da doğmuş, ömrünün büyük bir kısmını Niksar’da geçirmiş ve Niksar’da vefat etmiştir. Adına 1990’lı yıllarda Türbe yapılmıştır.)

Bu aşıklar arasında (1745-113) yılları arasında yaşayan Talibi’nin ünü bir hayli yaygındır. Yer ile Gök destanı, Beğenmez Destanı, Yaş Destanı, yaşadığı Zile yöresinde hala meşhur olan şairin mezar taşında;

Ben garibim başım garip,
Sılada eşim garip
Ölsem mezara girsem
Mezarda başım garip

dörtlüğü yazılıdır. Tokat’ın edebiyat tarihinde en çok bilinen halk şairlerinden biri hiç şüphesiz Aşık Nuri’dir. 1820-1883 yılları arasında yaşamış olan Nuri, Emrah’ın çırağı olduğunu hiç unutmamıştır.

Enel hak sırrını diyecek kimdir
Kanaat lokması yiyecek kimdir
Erenler hırkasını giyecek kimdir
Nuri vardır Emrah çıraklarından

gibi dörtlüklerle ustasını anmaktan geri kalmamıştır.

18. Asırdan itibaren Tokat’ın Osmanlı Devleti içindeki önemli kültür merkezlerinden biri olması, ilimizin dört tarafının bir “Kültür Harmanı”na dönüşmesine neden olmuştur. Öyle ki, Tokat’ı kültür bakımından tarif etmek gerekirse “Reşadiye türkü, Zile aşık, Artova halay oymağı” diye ifade edilmiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse;

Ela gözlerine kullar olduğum
Cevr ile cefayı hayli ettin bana
Hint ile Yemen’e attın taşımı
Gurbet ellerde böyle ettin bana


Bakmamışsın yaradanın işine
Değirmenler döne gözüm yaşına
Mecnun gibi verdim Pikar başına
Beni Mecnun seni Leyla ettin bana


Kul Himmet üstadım kanım içtiler
Vah neyimize kastımıza düştüler
Kimi inandı, kimi inanmadı şaştılar
Aduvlar deli oldu huylattın bana

diyen Kurusekülü Aşık Selmani 1934 yılında Almus ilçesine bağlı Kurusekü köyünde doğmuş, halk edebiyatımızda cinas, taşlama, dudak değmez, koşma, vb. türleri çok iyi uygulayan sekizli ve on birli hece veznini fazla kullanan Türk-İslam Büyüklerini öven ve halk kültürünü çok iyi kavramış bir ozanımızdır.

Ayrıca, halen ilimizde yaşayan genç aşık İmamoğlu’ndan bir divan şiiri:

Başın duman duman kar ile dolsa
Yalvarsan Hüda’ya karı kaldırır








mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 15:01   #8
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

GELENEKSEL GİYİM - KUŞAM

Bilindiği gibi giyim insanlık tarihi kadar eskidir. İlk çağlarda tabiattın etkilerinden korunmak için doğmuş olan, daha sonra kültür ve uygarlık seviyesinin gelişmesiyle sosyal ihtiyaçlarını karşılamak, süslenmek amacıyla insanlar giyinmeye başlamışlardır.

Giyim tarihi incelendiğinde giyimin eski devirlerden günümüze kadar pek çok evreler geçirdiği görülmektedir. İnsanlar bulundukları uygarlık seviyelerine göre giyim şekilleri yaratmış, kendi örf, adet, inanç ve yaşam tarzlarına göre giyimlerini şekillendirmişlerdir.

Aslında giyim doğal çevrenin koşulları ile biçimlenmesine karşın toplumsal özellikleri (boylara aşiretlere) göre değer kazanmıştır. Giysilerin sosyolojik, psikolojik ve tarihsel oluşumunda doğal evrenin kendisiyle doğrudan ilişkisi yoktur. Ancak coğrafi bölgeler içinde değerlendirmek gerekmektedir. Böylece ulusal giysiler, yerel giysiler aşiret (boy) giysileri olarak bölümlere ayrılabilir. Bu nedenle bölgesel giysilerde topografik etkenler sosyal etkenlerden daha önemlidir. Gelenekler boylara (aşiretlere) göre giysileri belirlemiştir. Ortak yönleri olan toplumlarla işaretleşmek için en azından bazı ortak simgeleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra soyu, aileyi, boy ve obaları belirten simgelerde yer almaktadır.

Giysi kullanımı korunmak amacıyla doğmuş olsa da giysi parçaları tesadüfi oluşmamıştır. bir toplum içindeki yerleşik ilkeler hangi giyim eşyalarının veya terkibinin kimler tarafından hangi durumlarda giyilebileceği, giyilmesi gerektiği veya giyilmesi zorunlu olduğunu belirtmektedir. İnsanlar belirli giysi terkiplerini giyerek hangi tür sosyal durumlara katıldıklarını dolaylı olarak belirtmektedir. Aynı zamanda cinsiyet, yaş, medeni hal, aşiret soy ve benzeri kimlikleri hakkında da işaret vermektedirler.

Geleneksel giysilerde ortak değerler ve özde birlik vardır. Farklılıklar ayrıntılardır. Her kuşak geleneksel giyimi kendinden önceki kuşağı izleyerek öğrenir.

Kadınlarda daha güzel görünme arzularına bağlı olarak giyim eşyalarını, erkeklere nazaran her devirde her yerde daha zengin ve daha teferruatlı olmuştur. Erkeklerin sürekli ev dışında iş hayatında olmaları kıyafet devrimi ile modern giysileri tercih etmeleri kadınların duygusallığı, eşyalarına olan bağlılığı en önemlisi saklama güdüleri giysilerin günümüze kadar ulaşabilmesini sağlamıştır.

Türk giyim ve kuşamı, uzun geçmişi, yayıldığı coğrafi alan, kültür etkileşimi ve inanç sistemlerinin etkisi ile olmuştur. Bu değişim içerisinde tüm dönemlerde kadının en önemli tören giysisi kuşkusuz gelinlik olmuştur. Gelinlik için seçilen model, renk, kumaş değişse de anlamı hep aynı kalmıştır. Giysilerde en çok kullanılan kırmızı, yeşil sarı, mavi renklerdir. Al-yeşil; Al-emir Allah’ın Emri, al duvak; bekaret, murat, mürüvvet, yeşil murat, gök rengi, gök yüzü, ululuk, gövermek, yeşermek, Sarı; hasret, kötülük, felaket, hastalık, Turuncu; uğur, Kara; yas, kötülük, kötü ruh, kir, haram, Mor ise incinme ve kırgınlık simgesi olarak kullanılmıştır.

Gelinlik; yaşanılan hayat tarzına (şehir, kırsal kesim kendilerine özgü) gelenek ve göreneklerine göre değişik dokuma, işleme, renk (kırmızı, mor, mavi, pembe) ve süslemelerle zenginleşmiş ancak günümüzde temizliğin saflığın simgesi olan beyaz renk kullanılmaktadır. Kına gecelerinde al gelinlik giydirilip al duvak örtülmektedir. Geline allar giydirilip al duvakla örtülmesi, gelini kötülüklerden ve nazardan korumak için yine damadın sırtına al mendil sarılması da damadın kötülüklerden korunduğuna inanılmaktadır. Şehirlerde ise kına gecelerinde mor, bordo, kadifelerin üzerine sırma ile işli çeşitli bitki motiflerinin yer aldığı bindallı tercih edilmektedir.

TOKAT YÖRESİNDE GİYİLEN ERKEK VE KADIN KIYAFETLERİ ile AKSESUAR ve TAKILARI

ERKEK KIYAFETLERİ

1. İşlik, göynek
2. Aba
3. Cepken
4. Yelek
5. Zıvga
6. Kuşak
7. Çorap
8. Çarık - Yemeni - Çapula
9. Fes-Terlik
10. Zıvga bağı
11. Dolak
12. Para kesesi
13. Mendil
14. Köstek
15. Bıçak

KADIN KIYAFETLERİ

1. İç Saya, İç göynek
2. Dış saya, üçpeş-bindallı
3. Önlük, şal öynük
4. Şalvar
5. Gazeki
6. Fes, parçalı fes, semerli fes, terek alı
7. Elmalı yazma, findi, çit
8. Yağlık
9. Saç bağı, saçlık
10. Boncuklu belbağı, püskül
11. Arkalık, saçak
12. Tuzluk
13. Çorap
14. Aynalı çarık - Yemeni - Çapula
15. Hamaylı
16. Sakalduruk, yanaklık
17. Bilezik
18. Gerdanlık

ERKEK GİYSİLERİ

BAŞA GİYİLENLER

1. Terlik: Bez, pamuklu dokuma veya beyaz etaminden tepesi büzdürülerek hazırlanır. Üzeri renkli nakış iplikleriyle zikzak formlarda, baş çevresi ise 4-5 cm. eninde işlenir. Nakışlar arasına küçük püsküller dikilir. Tepesine renkli birkaç püskül bir arada dikilip ortasında uçları püsküllü üç boncuk sallandırılır.

2. Fes: Kırmızı renklidir, yünden, keçeden yapılır. Çevresine kırmızı, yeşil, sarı renkli ipek poşu sarıldıktan sonra püsküllü uçları sağ ve sol tarafa sarkıtılır.

BEDENE GİYİLENLER

1. İşlik, Göynek: Zıvganın üzerine yeleğin altına giyilen bir giysidir. El dokuma tezgahlarında sarı, kırmızı, beyaz ipliklerle 40-45 cm. genişliğinde yol yol dokunan kumaşlardan veya üzerine siyah baskı yapılarak hazırlanan kumaşlardan beden ve kol ek parçalarla genişletilir. Genellikle üçgen şeklinde olan bu parçalar kuş veya muska şeklini alır ön ve arka beden tek enden bütün olarak dikilir.

Kol dokumanın yarı eninden düz kesilir ve bedene tutturulur yaka sonradan açılı. Boyu kalça hizasındadır. Önü açık ve düğmelidir, kolları uzun ve manşetlidir. Öndeki ilik düğmelere yakın mesafelerde ince pililer vardır. İki parmak genişliğinde yakası vardır. Yaka kenarları kol kenarları ve ilik kısımları kırmızı renkli veya siyah renkli su taşıyla süslüdür.

2. a-Aba: Dokuma tezgahlarında 40-45 cm. genişliğinde yünden dokunan ve kalın olan bir kumaştır. Omuzu dikişsiz (kesiksiz) çalışıldığından ön ve arka bedenler beraber kesilir. Boyu kalçaya kadar uzun ve yanları yırtmaçlıdır. Kol altından itibaren etek ucuna kadar yan bedene ek parça ile genişlik verilir. 2-3 parmak genişliğinde yakası olan abanın önü hafif kruvaze kesimlidir.

Birit düğme ile kapatılır. 2 yanda aplike cepleri vardır, kolları uzun olup, bilek hizasındadır. Oyuntusuz düz kol takılışı tekniği uygulanır. Kol altına kuş dikilerek rahat hareket sağlanır, kol ucuna da yırtmaç yapılır ve biye-ilik ile kapatılır. Önü kapatan ilik düğmeye yakın mesafeye, yaka ucu ve etek ucu arasında kalan kısma 2-3 sıra, kolların üst tarafına 4’er ince pili yapılır. Eskiden mervür yerine kaytan dikilerek süslenirdi. Kol ağzı ve yaka kenarına kaytan geçirilerek veya makine dikişi ile süsleme yapılmaktadır. Yine ön ve arkada kendi kumaşıyla roba yapılar, kol ucuna ve cep kapaklarına dilimli parçalar dikilip, makine dikişi ile süslenir rengi siyah ve kahverengidir.

b- Cepken: Koyu renk kadife veya çuha kumaştan yapılır. Çocuklar tarafından giyilen bir giysidir. Boyu bele kadardır, kolları uzundur. Kol ve bedenin birleştiği kısma kuş ilave edilir. Bedenin önü açık olup belden sonrası yuvarlaklaştırılarak etek ucuyla birleştirilir. Bedenin ve kolun kenarlarına kaytan ve şerit harçlar geçirilerek süslenir. Arka ve ön beden çeşitli harçlarla desenlendirilerek süslenir.

c- Yelek: Gömleğin üzerine giyilen bir giysidir. Aba ve zıvganın kumaşından dikilir, içi astarlıdır, önü ilik ve düğme ile kapatılır, yaka kısmı omuzdan itibaren göğse kadar “U” şeklinde oyuntuludur. Kolsuzdur, sağ ve sol tarafında cepleri vardır abanın altına giyilir.

3. Zıvga : El dokuması depme tekniğiyle dokunan 40-45 cm. genişliğindeki siyah ve kahverengi renkli bir şayaktır. Ağ kısmı yukarıda ve oyuntuludur. Ağ oyuntu uzunluğuna 80-90 cm. (ön+arka) boyunda ve 40-45 cm. eninde bir parça geçirilir, böylece zıvganın ağı bele kadar genişletilmiş ve geniş bir potur oluşturmuş olur. Belde meydana gelen bolluk 4 cm. genişliğinde uçkur ile büzülür ve uçkur geçirilir. Zıvganın baldır ve paça arasındaki bölümü 40-45 cm.lik dokunan kumaşla çalışıldığından dardır. Yanlarında bel kalça arasında cepleri vardır.

Yan dikişlerinin üzeri, cep ağızları ve paçanın iç tarafı zıvganın renginde ipek kaytanla süslüdür. Bazı kesimlerde şalvarada rastlanmakta Erbaa ilçesinde kilot pantolon, Reşadiye ilçesinde ise zıvganın ön diz kısımları mavi renkli şeritlerle zikzaklı süslemelidir.

4. Zıvga Bağı: Çarpana sistemi ile kırmızı, mavi, yeşil, sarı kök boyalı iplerle 2 cm. genişliğinde ve 120 cm. uzunluğunda dokunan her iki ucu çeşitli renk ponponlarla ve boncuklarla boğumlu bir şekilde süslenen ve bele bağlanan bir kolondur.

5. Kuşak: Erkek kıyafetinde üçgen yapılarak bir karış genişliğinde kalıncaya kadar katlanan kuşağın ucu sol tarafta sıkıca tutulup diğer ucu sağ taraftan çevrilerek bele sarılı kısmın üst tarafına sıkıştırılır. Beli sıkı ve dik tutmaya yarar. Kırmızı, yeşil, sarı renklerden oluşan çizglili desenli ve kare biçiminde bir dokumadır.

6. Mendil: Kırmızı veya beyaz zeminli baş örtüsünden küçük bir kumaştır. Kenarları pul ve boncuklarla süslü olup üçgen katlanarak damat sırtına tutturulan mendilin üçgen kısmı kaneviçe tekniği ile çeşitli çiçek motifleriyle işlidir.

7. Para kesesi: Çeşitli renk ipliklerle ve sık iğne tekniği ile örülen kenarları bağcıklarla büzülen bağcık iplerinin uçları parça kumaşlarla zenginleştirilen bir aksesuardır. Para kesesi kuşağın içine sokulur, bağları dışa sarkıtılarak kullanlır.

8. Köstek: Genellikle saatlerin ucuna takılan altın, gümüş ve çeşitli madenlerden yapılan bir zincirdir. Yeleğin ön ceplerinde iki sıra olarak göğüs boşluğuna sallandırılır.

AYAĞA GİYİLENLER

1. a- Çarık: Tuz veya şap ile terbiye edildikten sonra kurutulan manda veya öküz derisinden yapılan çarık için en makbul deri mandanın sırt kesiminden elde edilir. Deri ayak altından başlayarak parmak üstlerini örtecek biçimde toplanır yanlarına delikler açılır, bu deliklerden geçirilen ince sırımlarla ayağa giyilen çarık bağlanır. Çarık yalınayak giyilmez, Çarık giymeden önce çorap giyilir. Ayrıca bağsız olan çarıklarda bağ yerine toka geçirilerek tokalı çarık diye adlandırılan çarıkta giyilmektedir.

b- Yemeni - Çapula: Koyunun kuyruk altında bulunan tüysüz derisi kullanılarak yapılan konçlu ve kaba görüntülü bir giysidir.

2. a- Çorap: Kırmızı, mavi, yeşil, turuncu renkli kök boyalı yün iplerle beş şişle örülen çorapların değişik motifleri vardır. Bağcıkları püsküllüdür, boyu dize kadardır, zıvganın paçaları çorabın içine sokulur, çoraplar ayrıca beyaz yün iplerle kendinden motifli olarak dokunmaktadır.

b- Dolak: Beyaz yünden ince bir şekilde dokunan dolağın üzeri çeşitli desenlerle işlenerek süslenmiştir. Kış mevsiminde çorap üzerine parmak ucundan başlayarak sarılan ve uçlarındaki ipliklerle bağlanan bir giysidir.







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 30-05-2008, 15:03   #9
mytra

 
mytra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 07-03-2008
Nereden: Başka Dünyalar da Var...
Yaş: 50
Mesajlar: 20.982
Uye No:20
Tecrübe Puanı: 5000
Karizma Puanı: 4939460
Karizma Derecesi
mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde mytra şöhret ötesinde
Standart

KADIN GİYSİLERİ

BEDENE GİYİLENLER

1. İç saya iç göynek: Beyaz etaminden veya beyaz pamuklu kumaştan, yakası “V” şeklinde oyulmuş yaka kenarları çeşitli renk ipliklerle zikzak şeklinde süslenmiştir. Boyu ayak bileği hizasına kadardır. Yanlarında 15-20 cm. boyunca yırtmaçları vardır. Etek ucu ve yırtmaç hizasında kalan kısmı çeşitli renk ipliklerle nakış tekniğiyle desenlendirilerek süslenmiştir. Dış sayanın altına giyilen bir giysidir. Ayrıca çeşitli renkli, çiçekli basma kumaşlardan dikilen boyu kalça hizasına kadar olan uzun kollu ön ortası ilik düğme ile kapatılan iç göyneğin kol ağzı manşetli olup, yaka çevresi ince biye ile temizlenir. Bol değildir. Kol altına kuş ilave edilir.

2. Dış saya-Üç peş-Bindallı: Kadife etamin veya kalın dokuma pamukla kumaşlardan yapıldığı gibi kutnu kumaştan da yapılmaktadır. İç sayanın üzerine giyilir. Arkada bir önde iki eteği olduğu için üç peş adını alır, Yaka açıklığı boyundan başlayarak bele kadar düz iner, ön ortanın kapanma payı yoktur ve etek ucuna doğru genişler. Dış sayanın boyu iç sayadan uzundur. Etek ucunun iki yanı yırtmaçlıdır. Yırtmaç hizası ve etek ucu arasında kalan kısım nakışla veya siyah kaytanla süslüdür. Dış sayanın omuzları dikişsizdir.

Ön ve arka parçaları bütün halinde kesilir, kol uzun bir dikdörtgen biçimindedir. Bedenin yan dikişleri birleştirilmeden önce kolları dikilir ve kol altına kuş “Peyk” parça konulur. Kol ağzına ve kol takılan kısma bir karış nakış yapılır. Ayrıca sırt kısmada nakış yapılır. Dış sayanın arka baldır topuk arası olan bölüm çeşitli renk ipliklerle nakış tekniğiyle işlenmiştir.

Kadife ve atlas kutnu kumaştan (ipekli kırmızı zemin üzerine sarı çizgili kumaş) yapılan üçpeşlerin yakası “V” kesimlidir. Kolları geniş kol uçları serbesttir. yaka kenarları, omuzları ve etek uçlarına tek renk ipekli kumaşlardan (sarı, yeşil, kırmızı) üçgen şeklinde veya düz şeritler halinde süslük denilen parçalar dikilir, renkli su taşlarıyla süsleme yapılır.

Çeşitli renk (kırmızı, yeşil, mor, sarı, pembe) kumaşlardan yapılan üçpeşlerin yapımı beyaz iç saya gibidir. Ancak kolları ve arka kısmı çeşitli zıt renk kumaşlarla aplike yapılarak ve boncuklarla süslenerek yapılmaktadır.

Bindallı elbiselerde (Lacivert, bordo, mor) kadife kumaşlardan yapılır, boyu ayak bileğine kadar uzundur. Sim ipliklerle çeşitli çiçek desenleriyle işlenmiş ve genellikle nişan elbisesi olarak kullanılan bir giysidir.

3. Şalvar: Atlas denilen kutnu, ipek, saten veya basmadan dikilen şalvarın ağı kısadır. Üçgen şeklinde ek bir parça olan “Ağ parçası” ile genişlik sağlanır. Bel ve paçaları uçkurla büzdürülür, boyu bilek hizasına kadardır.

Beyaz pamuklu kumaştan yapılan şalvarın bilek hizasından itibaren bir karış boyunda nakış tekniğiyle çeşitli renk ipliklerle işlemelidir.

Kutnu kumaştan yapılan şalvarlar iki parça çalışılmıştır. Diz ve bilek arasına siyah kumaş kullanılmıştır. Astarlı dikilenleri de vardır. Bu tür şalvar giyildiğinde iç don kullanılmaz, diğer giyim parçalarının altından pek görülmez, diz altına kadar inenleri de vardır.

5. Önlük, şal öynük: Kadınların iş yaparken kıyafetinin kirlenmemesi için kullandığı koruyucu bir örtüdür. Dokuma tezgahlarında yün iplerle iki parça halinde dokunur, el dikişi ile birleştirilerek dikdörtgen şeklinde olur. Dokuma sırasında çeşitli renk ipliklerle işlenir. Kenarlı tığ oyası ile örülerek ponponlarla zenginleştirilir. Bel bağı dikilerek ön tarafa bağlanır, boyu dış sayadan kısadır. Beyaz boncuklarla ve pullarla süslü olanları da vardır.

Kumaştan dikilen (simli parlak) önlükler basma ile astarlanır. Kadife üçpeşlerin süslenmesi gibi tek renk kumaşlarla kenarları süslenir.

6. Arkalık, saçak: El tezgahlarında dokunan renkli yün arkalık sarı kırmızı, beyaz kırmızı, sarı beyaz çizgilidir. Saçakları 40-50 cm. uzunluğunda arka kısma gelecek şekilde bele sarılır saçak kısımları mavi boncuklarla süslüdür.

7. Boncuklu bel bağı, püskül: Mavi beyaz boncuklar arasında yün iplikler düğümlenerek model oluşturulur. Hazırlanan saçakların alt ucunda kalan yün iplikleri çoğaltılır ve püskül haline getirilir. Püskül ipliklerinin her birine küçük ve renkli boncuklar bağlanır veya dikilir. Yünden hazırlanan bir kolon üzerine saçaklar yan yana getirilerek tutturulur. 9, 12, 16 saçaklı olanları vardır. Boncuklu bel bağı belin arkasına arkalığın (saçağın) üstüne gelecek şekilde bağlanır.

8. Yağlık: 25x35 ebadında boğaz ve yaka kısmı kapatacak şekilde bağcıkla arkadan bağlanan bir giysi parçasıdır. Ön kısmı boncuk işi çeşitli renk ipliklerle kaneviçe tekniğiyle işlemelidir.

9. Tuzluk: 18x20 cm. ölçülerinde şal dokuma kumaştan veya sık dokulu yün örgülerden yapılan ön yüzü nakışlı ve boncuklu süslü bir torbadır. Belden bağlandığı gibi boyuna çapraz geçirilerek yandan da sarkıtılır.

BAŞA GİYİLENLER

1. a- Semerli fes, parçalı fes: Kadınlarda başa giyilen bir giysidir. Yünden ve keçeden yapılır. Önce, büyükçe torba gibi olan keçe boyama, drinkleme, zamklama işlemleriyle külah şekli verilir. Başa giyilecek hale getirilmesi için kalıplanır. Fesin tepesine bombe yapılarak iki parçadan çalışıldığı görüntüsü verilir. Fesin tepesini oluşturacak kısım 3-4 cm. genişliğinde avuç içine alınır, bu kısmın içine ters yüzden yün, pamuk, saman ve ot doldurulur.

Doldurulan kısma hilal şekli verilerek dikilir. Alnı kapatacak kısma siyah renk kumaştan alınlık yapılır, su taşlarıyla iki üç sıra süslenir, üzerine gümüş paralar balık sırtı gibi 10-15 tane dikilir. Ayrıca elde iplerle hazırlanan kirpikler fesin ön içinden geçirilerek dikilir. Fesin düşmemesi için boncuklarla süslü yapılan bağcık şakak kısmından geçirilir.

b- Terek alı: Kırmızı kadife ile veya hazır fötrle kaplanarak hazırlanan tahta çemberli festir. Önce üste çemberin kenarları dikilir, ortası büzgü ile döndürülerek şekillendirilir, alına tel çaputu denilen yeşil mavi zeminli çiçek desenli basma veya jarse kumaşla kaplanır. 10-15 adet altın veya gümüş paralar fesin ön kısmına ortaya büyük yanlara ise küçükler üst üste gelecek şekilde balık sırtı gibi dizilerek tutturulur.

Altınlarla kumaş arasına boncuklar iplikle oya yapar gibi dikilerek dikiş kapatılır. Bu süslemeye “tel” denir. Fesin düşmemesi, sabit durması için şakak kısmına dikilen ip arkadan saçların altından geçirilerek tutturulur veya boncuklarla hazırlanan oya yine şakak kısmına dikilerek çene altından geçirilir. Buna da çene bağı denir.

2. a- Findi, Elmalı yazma: Siyah zeminli, tülbentten daha kalın, değirmi, pamuklu bir dokuma üzerine koyu kırmızı veya bordo renkli elmaya benzer desenler basıldığı için findi veya elmalı yazma denilmektedir. Fesin üzerine üçgen şeklinde katlanarak uçları çene altından geçirilerek tepeden bağlanır. Kenarları filkete tekniği ile yapılan pul oyası ile dikilir. Arkaya gelen üçgen kısmı üç sıra “V” şeklinde yeşil kırmızı, mavi renk ipliklerle filkete tekniğiyle işlenir ve pullarla süslenir.

b- Çit-yazma: Üstü çiçekli desenlerle, baskılı kenarları çeşitli oyalarla süslü bir baş örtüsüdür. Zemini beyaz kenarları iğne oyası, boncuk oyası işlemeli pamuklu bez olan baş örtüleri de oldukça yaygındır.
3. Saçlık, saç bağı: Kadınlarda fesin arkasına tutturularak veya saç örülürken içine yerleştirilerek örülen ve bele kadar sarkıtılan, saç örgü aralarını süsleyen bir takıdır. Yapımında çeşitli irilikte beyaz mavi boncuklar yün bağcıklara geçirilir ve uzun şeritler halinde hazırlanır, uçları renkli ponponlarla süslenir.

TAKILAR

1. Sakalduruk, Yanaklık: Festen yanağa kadar sarkan fes süsüdür, gümüşten yapılmış bir takıdır.

2. Hamaylı: Üçgen veya silindir şeklindedir, kenarları gümüş paralarla süslüdür. Zincirle boyuna takılır. İçinde muska ve nazarlık bulunmaktadır.

3. Bilezik: Kolları süsleyen gümüş ve altından yapılmış bir takıdır.

4. Gerdanlık: Çoğu değerli taş ve madenlerden yada altın paradan yapılarak boyuna takılan bir takıdır.

AYAĞA GİYİLENLER

1. a- Aynalı çarık: (Erkekler bölümünde yazılmıştır)
b- Yemeni: (Erkekler bölümünde yazılmıştır)

2. Çorap: Alaçorap diye de bilinen bir kıyafet parçasıdır. Kırmızı, mavi, yeşil, turuncu renkli kök boyalı ipekle 5 şişle elde dürülen çorapların değişik motifleri vardır. Bağcıkları püsküllüdür. Bilekten itibaren şalvarın altında kalmaktadır. Beyaz yün ipliklerle kendinden motifli olarak dokunan çoraplarda giyilmektedir.







mytra isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Yanıtla

Etiketler
iller rehberi , illerimiz , tokat , tokat rehberi , tokat tarihi , tokat ve kültür , tokat'ın tarihi , türkiye , türkiye rehberi , yurdumuz


Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz




vBulletin® Version 3.7.0 Beta 4