Çizgili Forum

Geri git   Çizgili Forum > FORUM KULLANIM ALANI > Üst Yönetim Odası > TÜRKİYE REHBERİ > İL VE İLÇELERİMİZ > EGE BÖLGESİ > Kütahya
Üye Ol Yardım Üye Listesi Takvim Tüm Mesajları Okunmuş Say

Yanıtla
 
Seçenekler Stil
Alt 28-05-2008, 22:42   #1
No_Name

 
No_Name - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 08-03-2008
Mesajlar: 2.131
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 290
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde
Standart Kütahya'nın Kültürü

DİL

Kütahya ve yöresi ağızlarında yazı dilimizde bulunan ve genel Türkçe ile ortak olan temel ünlüleri ile bazı Anadolu ağızlarında da bulunan kapalı e (?) ünlüsünün yanında, komşu seslerin etkileri yada konuşan kimselerin konuşma özelliklerine bağlı etkiler altında oluşmuş ve boğumlanma nitelikleri değişmiş ünlü türleri vardır.

Çamâşır, gelcekmin < gelecek misin , böle ? < böyle , guyvıceklerse< koyuvereceklerse , gitmiyo?< gitmiyor , n~o ? lcamış < ne olacakmış .

Kütahya ve yöresi ağızlarda iki yada daha fazla heceyi kaynaştırıp uzatarak bir tek hece haline getirilmektedir.Bölgemiz ağızlarında içseste ünlüler arasında bulunan ünsüzler eriyip kaybolurlar ve kendi heceleri içinde bulunan ünlüler ile kaynaşarak onları uzun ünlüye dönüştürürler.

mara< mağara , düün< düğün , garla< karılar , ırat< rahat , ibram< İbrahim , şikatçi< şikayetçi , ok ? lamız< oklavamız , aşcesen< açacaksan , yamır< yağmur , amet< Ahmet , aşam< akşam , galfa< kalfa , gada< kadar , penir< peynir .
Bölgemiz ağızlarındaki bütün ünlülerde kısalık görülür.

Ge olum< gel oğlum , c?ara< sigara , mãf eTdi< mahvetti ,
Ağızlarda olan bütün dar ünlülerde görülen genzelleşme, bölgemiz ağızlarında yalnız a ünlüsü üzerindedir .
sã< sana , bã< bana

Türkçe yazı dilinde dudak ünsüzlerinin yanında yuvarlak olarak bulunan ünlüler, bölgemiz ağızlarında dil benzeşmesine uyarak genellikle düzleşmiştir.

yımırta< yumurta , davıl< davul , yazakan< yazarken
ünlü kalınlaşması olayı bölgemizde pek seyrek görüldüğü halde, ünlü incelmesinin örnekleri fazladır.
ağec< ağaç , ak ? ıdeş< arkadaş , buldey< buğday , ganel< kanal

Ünlü değişmesi bölgemiz ağızlarında genellikle bütün ünlülerde görülmektedir.
eccik< azıcık , madinoz< maydanoz , misir< mısır , baraba< beraber , hanâ< hani , duşman< düşman , k ? ını< kına , imin< emin , urdan< oradan , kötaya< Kütahya , gocuman< kocaman , büber< biber

Kütahya ve yöresi ağızlarında genellikle vurgusuz olan orta hece ünlüleri kısalır ve bazen düşer.
ordan< oradan , çağrır< çağırır , yimbeş< yirmi-beş , gayınna< kayın-ana .

Bölgemiz ağızlarında l,r,ş ile başlayan yabancı kelimelere genellikle i,u ünlüleri ek lenir.
ilazım< lazım , erceb< recep , ırza< rıza , ürya< rüya .

Bazı durumlarda kapalı bir hecenin sonunda türeme bir a,e,ı,i, ünlüsü bulunur.
Bi yandana< bir yandan , sekizen< seksen , endirikene< indirirken .

Kütahya ve yöresi ağızlarda, içses çift ünsüz bulunan yerlerde birinci ünsüz tonsuz olsa bile, ikinci ünsüz genellikle tonlu ve tonlulaşma eğilimindedir.

mutvak< mutfak , gıpgırmızı< kıpkırmızı , garagol< karakol ,ısbınak ?< ıspanak

Birinci hecelerinde yuvarlak ünlü bulunan çift heceli kelimelerin ikinci hecelerinde bulunan düz ve geniş ünlüler, bazen darlaşıp yuvarlaklaşarak dudak benzeşmesine uğrarlar.

soru< sonra , gocu< koca ,

Haftanın Günleri
duşamba (Pazartesi)
derneK (Salı)
bazar (Çarşamba )
cum~aşamı -peşembe (Perşembe)
cumeyi (Cuma)
cumey~ertesi (Cumartesi)
girey (Pazar)


Atasözleri - Acele işe şeytan karışır.
- Acı acıyı bastırır.
- Aç acıyı su sancıyı alır
- Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
- Aç aman bilmez.
- Aça sekiz yorgan örtmüşler yine uyuyamamış.
- Adam kıtlığında keçiye Abdurrahmançelebi derler.
- Adam olacak oğlan doğuşundan bellidir.
- Adı çıktı dokuza inmez sekize.
- Ağlamayan çocuğa meme vermezler.
- Akacak kan damarda durmaz.
- Akşamın hayrından sabahın şerri yeğdir.
- Alacakla verecek ödenmez.
- Allah bal mumu yakana bal mumu, yağ mumu yakana yağ mumu verir.
- Allah'ın bildiği kulundan saklanmaz.
- Alına yazılan başa gelir.
- Almadan vermek Allah'a mahsustur.
- Alışmış kudurmuştan beterdir.
- Anasına bak kızını bak kızını al, kenarına bak bezini al.
- Ben hadımım der , o oğuldan kızdan ne haber der.
- Besle kargayı oysun gözünü.
- Bir günlük beylik beyliktir.
- Bir koyundan iki post çıkmaz.
- Boşboğaza ateşe atmışlar, odun yaş diye bağırmış.
- Başa gelen çekilir.
- Bedava atın dişine bakılmaz.
- Bir tutam tarhana varsa ehline pişirt.
- Can boğazdan gelir.
- Can çıkmadan huy çıkmaz.
- Canı yanan eşek attan Yörük olur.
- Cennetin kapısını cömert açar.
- Çayı görmeden paçaları sıvama.
- Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.
- Çiviyi çivi söker.
- Çıkmadık canda ümit vardır.
- Çocuktan al haberi.
- Çocuğun yediği helal, giydiği haram.
- Çocuk düşe kalka büyür.
- Çok karıştırma altından çapanoğlu çıkar.
- Evdeki Pazar çarşıya uymaz.
- Evlenen ile ev yapana Allah yardım eder.Fazla mal göz çıkarmaz.
- Fitil fitil burnundan gelsin.
- Garip kuşun yuvasını Allah yapar
- Gecler gebedir gün doğmadan sultan doğar.
- Geç olsunda güç olmasın.
- Gelen gideni aratır.
- Geleceği varsa göreceği de var.
- Giden ağam gelen paşam.
- Gökyüzünde düğün var deseler kadınlar merdiven krarlar.
- Gönül kimi severse o güzel odur.
- Göz görmeyince gönül katlanır.
- Göz terazi akıl mizan.
- Güvenme varlığa düşersin darlığa.
- Güvendiği dağlara kar yağdı.
- Ha Ali Hoca, ha Hoca Ali.
- Havla demesini de bilirim helva demesini de
- Hazır yemeğe dağlar dayanmaz.
- Hazırı sakla Hızır'a lüzum kalmaz.
- Her işin başı sağlık.
- Misafir umduğunu yemez bulduğunu yer.
- Ne ekersen onu biçersin.
- Nereye gidersen okka dört yüz dirhem.
- Oldu olacak kırıldı nacak.
- Onunla aşık atılmaz.
- Oynamasını bilmeyen kız yerim dar dermiş, yerini bulmuşlar bu sefer yenim dar demiş
- Ödünç yiyen kesesinden yer.
- Öğüt veren çok olur ama ekmek veren olmaz
- Ölüm dirim bizim için.
- Ölümden öte köy yok
- Öz ağlamayınca göz ağlamaz.
- Parayı veren düdüğü çalar.
- Pilavı yiyen kaşığı yanında taşır.
- Sabah ola hayır ola.
- Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı da atlas
- Sebepsiz kuş uçmaz.
- Serçeden korkan darı ekmez.
- Sındırgıyı sıyırmış kara ağaca kandil bağlamış.
- Sırrımı düşman bilmesin dersen dostuna açma.
- Sona kalan dona kalır.
- Sora sora Kabe bulunur
- Söyleyene bakma söyletene bak.
- Su testisi su yolunda kırılır.
- Su içene yılan bile dokunmaz.
- Suyun çağlamazından insanın söylemezinden kork.
- Şahin sinek avlamaz.
- Takdirle yazılan tekbirle bozulmaz.
- Takke düştü kel göründü.
- Tavuk bile su içerken göğe bakar.
- Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.
- Tereciye tere satılmaz.
- Tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider.
- Tıngır elek tıngır saç.
- Tok ağırlamak güçtür.
- Üşenenin oğlu kızı olmaz.
- Üzümün çöpü var armudun sapı var.
- Üzerliksin havasın her derde devasın.
- Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır lezzeti.
- Ummadığın taş baş yarar.
- Unumuzu eledik eleğimizi astık.
- Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.
- Arsızın yüzüne tükürmüşler, yağmur yağıyor demiş.
- Aslını saklayan haramzadedir.
- Asilzadeden kemlik gelmez.
- Ateş düştüğü yeri yakar.
- Ateş olsa cürümü kadar yer yakar.
- Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider gezmeye.
- Ayvaz kasap, hep bir hesap.
- Az veren candan çok veren maldan.
- Azıcık aşım kaygısız başım.
- Babası oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş.
- Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var.
- Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
- Bal tutan parmağını yalar.
- Balık baştan kokar.
- Baş olda istersen eşek başı ol.
- Baş kırılır fes içinde, kol kırılır yen içinde.
- Başa gelmeyince bilinmez.
- Başa gelen çekilir.
- Bedava sirke baldan tatlıdır.
- Çok söylenme arsız olur, parsız koma hırsız olur.ü
- Dabak beğendiği deriyi yerden yere vurur.
- Deli deliden imam ölüden hoşlanır.
- Denizden geçer çayda boğulur.
- Dertsiz başını derde sokma
- Dilenciye sucuk vermişler, eğri diye beğenmemiş.
- Döngelle oruç tutulmaz
- Düğünsüz ev olur, ölümsüz ev olmaz.
- Düşmez kalkmaz bir Allah.
- Eceli gelen köpek cami duvarına işer.
- Ekmeksiz ev, köpeksiz köy olmaz.
- El elden üstündür.
- Elle gelen düğün bayram.
- Ellini sallasan ellisi, başımı sallasan başı tellisi.
- Eli işte aklı oynaşta.
- Elifi görse mertek sanır.
- Erenlerin sağı solu olmaz.
- Et tırnaktan burun yüzden ayrılmaz.
- Evvela iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı ele.
- Evli evinde köylü köyünde gerek.
- Her koyun kendi bacağından asılır.
- Her kuşun eti yenmez.
- Herkesin tenceresi ayrı kaynar.
- Horoz ölür gözü çöplükte kalır.
- Huylu huyundan vazgeçmez.
- İğne İle kuyu kazılmak.
- İbadette gizli kabahatte.
- İki el bir baş içindir.
- İki su bir ekmek yerini tutar.
- İnsan ne oldum dememeli ne olacağım demeli.
- İşin yoksa şahit ol, borcun yoksa kefil ol.
- İşten artmaz, dişten artar.
- İt ite it de kuyruğuna buyururmuş.
- İyilik ette denize at, balık bilmezse Halik bilir.
- İzan dedikçe uzanıyor.
- Kabahat samur kürk olsa kimse üzerine almaz.
- Kalburla su taşınmaz
- Kaşığı ile yedirir, sapı ile göz çıkarır.
- Kaşığı herkes yapar sapını denk getiremez.
- Kaz gibi ağzını açacağına gözünü aç.
- Kel ilaç bulsa kendi başına sürer.
- Kimin arabasına binerse onun türküsünü çalar.
- Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz.
- Kırk yıllık kani olur mu yani.
- Kısmetse gelir Hint'ten Yemenden, kısmet değilse ne gelir elden.
- Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla.
- Korkunu ecele faydası yoktur.
- Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı derler.
- Köpek bile sahibini ısırmaz.
- Köpek kocayınca kedilerin maskarası olur.
- Köpeğin duası kabul olsa gökten kemik yağar.
- Kul bunalmayınca Hızır yetişmez.
- Kurunun yanında yaşta yanar.
- Kuzguna yavrusu güzel görünür.
- Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi.
- Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
- Maşa varken elini akma.
- Meranın iş görmek değil kalaycılar gibi kıç sallamak.
- Meyhaneciden şahit istemişler, bozacıyı şahit göstermiş.
- Uyku uykunun mayasıdır.
- Vakitsiz öten horozu kesereler.
- Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut.
- Vücut kocar, gönül kocamaz.
- Yağmur olsa kimsenin tarlasına yağmaz.
- Yalan, yalan bu yalan deveyi yuttu bir yılan.
- Yananla yenene bir şey dayanmaz.
- Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
- Yedisinde ne ise yetmişinde de odur.
- Yemin etsem başım ağrımaz.
- Yiğit lakabı ile anılır.
- Yiyen bilmez doğrayan bilir.
- Yoktan yonga kopmaz.
- Yüz yüzden utanır.
- Yüzdük yüzdük kuyruğa geldik.
- Yuvayı yapan dişi kuştur.
- Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
- Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt ovada yolunu şaşırır.
- Zora dağlar dayanmaz.
- Züğürt olup düşünmektense uyuz olup kaşınmak daha iyidir


Deyimler - Aba altından deynek gösterir.
- Acısı içine çökmüş
- Açlıktan nefesi kokar.
- Adama döndü
- Adamlık bende kalsın.
- Adet yerini bulsun
- Adın çıkacağına canın çıksın.
- Ağzı var dili yok.
- Ahrette iki elim yakanda.
- Aklını peynir ekmekle ekme.
- Anamın ak sütü gibi helal.
- Anasının gözü
- Armut piş ağzına düş.
- Atına eşek mi dedik.
- Ateşle oynama.
- Atsan atılmaz, satsan satılmaz.
- Az yede bir uşak tut.
- Bacak kadar boyu var türlü türlü huyu var.
- Bağrıma taş basarım
- Al alacak çiçeği bilir.
- Baltayı taşa vurduk.
- Bastığın yeri bil.
- Başa kakma.
- Başının çaresine bak.
- Başkasının sırtından geçinme
- Baştan savma
- Bıyık altından gülme
- Bir kaşık suda boğma
- Bundan iyisi can sağlığı
- Büyük söyleme
- Canı cehenneme
- Canıma değdi
- Cehenneme kadar yolu var.cehennemin dibi
- Ciğeri beş para etmez
- Dediği dedik, çaldığı düdük
- Derdimi deşme
- Dışı seni yakar, içi beni yakar
- Dokuz yorgan eskittir
- Dosta düşmana karşı
- Dünyanın kaç bucak olduğunu anlarsın
- Eceline susamış
- El ağzıyla çorba içme
- El ermez göz görmez
- Elinden geleni ardına koyma
- Feleğin çemberinden geçmiş.
- Garip ilin şenliği bu kadar olur.
- Göbeği sokakta kesilmiş
- Görüp göreceği rahmet bu.
- Günahı boynuna
- Günahını vermez
- Haddini bil
- Hamamda deli var
- Ham armut gibi boğaza durur
- Hangi dağda kurt öldü
- Hangi taşı kaldırsan altından çıkar.
- Hatır gönül nedir bilmez.
- Helal süt emmiş.

- Her evde bir deli, bizim evde hep deli
- Hikmetinden sual olunmaz.
- İpiyle kuyuya inilmez
- Kabir suali gibi
- Kaçın kurası
- Kahve tütün keyifler oldu bütün
- Kalıbının adamı değil
- Kendini dirhem dirhem satar.
- Koyduğum yerde otluyor.
- Lafı ağzında geveleme
- Lamı cimi yok.
- Maymun iştahlı
- Meteliğe kurşun sıkmak
- Meydanı boş buldu
- Mezhebi geniş
- Mürekkep yalamış
- Nefsine yediremedi
- Ne halin varsa gör
- Ne oldum delisi
- Oluruna bırak
- Öküz altında buzağı arama
- Ölür müsün öldürür müsün
- Saman altından su yürütme
- Sucuk gibi ıslandım
- Suratı kasap süngeriyle silinmiş
- Suyu başından kesmeli
- Suyu nereden geliyor.
- Sürüsüne bereket
- Şeytana külahı ters giydirmek
- Şeytan dürttü
- Tabanı yanmış it gibi kaçar
- Tam takır kırmızı bakır.
- Taş attı da kolumu yoruldu
- Tavşan boku gibi ne kokar, ne bulaşır
- Teneşir paklar
- Tilki uykusuna yatmış
- Tövbeler tövbesi
- Tuzu kuru
- Tüyü düzdü
- Ucu ucuna ancak denk geliyor
- Uçan kuşa borçlu
- Vebali boynuna
- Verip yetiştirdi
- Yaka silkmek
- Yan gelip yatmak
- Yanına salavatla varılır.
- Yaradana sığınma
- Yemin etsem başım ağrımaz
- Yer altında olmasında dağ ardında olsun
- Yumurtaya kulp takmak
- Yuvarlanıp gitmek
- Yüreğim ağzıma geldi
- Yüreğim kabardı
- Yüreği yufka
- Yüzünün akıyla çıktı
- Zehir zemberek
- Zeynine takıldı
- Zeyni karıştı
- Zıkkımın kökünü ye
- Zırnık vermez.


Bilmeceler Akşam baktım çok idi
Sabah baktım yok idi
(Yıldız)

Ak çıkının içinde
sarı altın
(Yumurta)

Ağzı açık alamet
İçi kızıl
kıyamet
(Fırın)

A benim al yastığım
İçine un bastığım
(İğde)

Ahi geldi vahi geldi (1)
Dört ayaklı şahı geldi (2)
Erenler sultanı geldi (3)
Yıldırım padişahı geldi (4)
Bohçalı orospu geldi (5)
Bıyıklı pezevenk geldi (6)
1-Sofra altı-2-Sofra 3-Ekmek 4-Bıçak 5-Börek 6-Tel Kadayıf

Alladım pulladım
Şehere yolladım
(Mektup)

Avlıdan atlar
Dibine yumurtlar
(Kabak)

Allah'ın işi
Başındadır dişi
(Haşhaş)

Ayı görür açınır
Günü görür kaçınır
(Yıldız)

Altı taş üstü taş
İçinde binbir baş
(Hamam)

Altı su üstü saman
Yanıyorum aman aman
(Nargile)

Ateşe girer yanmaz
Suya girer ıslanmaz
(Gölge)

Altı mermer üstü mermer
İçinde al gelin oynar
(Dil)

Altı tahta üstü tahta
İçinde bir sarı safta
(Badem)

Altı tahya üstü tahta
İçinde kara Fatma
(Tosbağa)

Başa yapışık
İki kaşık
(Kulak)

Bilmece bildirmece
El üstünde kaydırmaca
(Sabun)

Bir fırınım var
Dört ekmek alır
(Ceviz)

Bir gelinim var
Gelenin gidenin elini öper
(Kapı)

Yeraltında yağlı kayış
(Yılan)

Bir kızım var
Gelen öper, giden öper
(Tas)

Bir yeşil fincan
İçi dolu mercan
(Nar)

Biz biz idik
Otuziki kız idik
Kıran geldi kırıldık
Düzen geldi düzüldük
(Diş)

Biz biz idik
Yüz bin kız idik
Gece oldu dizildik
Gündüz oldu silindik
(yıldızlar)

Çarşıdan gelmez
Torbaya girmez
Ondan tatlı bir şey olmaz
(uyku)

Çınlı çınlı hamam
Kubbesi tamam
Bir gelin aldım
Babası imam
(Saat)

Dağdan gelir taştan gelir
Kıçı açık eniştem gelir
(Keçi)

Dağdan gelir dakdak gibi
Kolları budak gibi
Eğilir bir su içer
Bağırır oğlak gibi
(Kağnı)

Dünyayı kaplar
Denizi kaplayamaz
(Kar)

Etten kantar
Altın tartar
(Küp)

Helemez melemez
Ocak başına gelemez
(Yağ)

Hanım içerde
Saçı dışarıda
(Mısır)

Hırsız içerde
Başı dışarıda
(Çiv)

İçi bitli
Dışı kilitli
(İncir)

İleri sürersen kusar
Geri çekersen küser
(Kahve)

Küçücük adamcıklar
Başında şapkacıklar
(Kibrit)

Pişirirsen aş olur
Pişirmezsen kuş olur
(Yumurta)

Üstü çayırdır biçilir
Altı çeşmedir içilir.
(Koyun)

Yeraltında kırmızı minare
(Havuç)


Dualar - Allah ağız tadı, gönül şenliği ile oturacak
- Allah altın tokalara yapıştırsın
- Allah bütün versin
- Allah güldürsün
- Allah hacı sofrasına oturtsun
- Allah helal süt emmiş Allah'tan korkan kuldan utananlarla konuştursun
- Allah içi çeşmeli, önü bahçeli Arap uşaklı, 40 pencereli, 40 tencereli, yerler versin
- Allah işini gücünü rast getirsin
- Allah işsiz aşsız komasın
- Allah ne muradın varsa versin
- Allah tuttuğunu altın etsin
- Allah senden razı olsun
- Allah şeytan atına bindirmesin
- Allah yardımcın olsun
- Allah yokloukla terbiye etmesin
- Ayağı pınar başı göl olsun
- Başın dert görmesin
- Elin ayağın dert görmesin
- Ömrün uzun olsun





..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 28-05-2008, 22:47   #2
No_Name

 
No_Name - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 08-03-2008
Mesajlar: 2.131
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 290
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde
Standart

Beddualar (Kargış - ilenme): - Adı batasıca
- Ağzı yumulu kalasıca
- Alın yeşilin üzerine dökülsün
- Allah canını alsın
- Allah bin belanı versin
- Allah diplere yatırıpta kapılara baktırsın
- Başın beladan kurtulmasın
- Başına bit düşesice
- Bir elinde bulsun bir elinde toz olsun inşallah
- Bir eline aldığın pul olup dökülsün, öbür eline aldığın kül olup savrulsun.
- Boyu devrilesice
- Cehennem tıkacı ol
- Cehennem dibine git
- Cehennem çırası olaydın
- Civan sırtın yere gelsin
- Defteri dürülesice
- Dirlik birlik görme inşallah
- Gara topraklara giresice
- Gidişin olsunda gelişin olmasın
- Güldüğün gün ağla.
- Hekim bilmez dertler versin
- Hotum hotum hortla
- İki gözün emeninden çıksın
- Kınanda kar yağsın
- Ölmede sürün
- Önünün bulsun sonunu bulamasın.
- Saman doldursunlar derine, öl gerine gerine
- Sırtını bit, ekmeğini it yesin
- Sürüm sürüm sürün inşallah
- Teneşire gelesice
- Teneşir paklasın
- Urganlara gidesice

Yeminler:
- Allah belamı versin
- Allah canımı alsın
- Allah'ıma kitabıma
- Dinime imanıma
- Ekmek çarpsın
- Ekmek beni çarpsın
- Ekmek musaf çarpsın
- Gözüm kör olsun
- İki gözüm önüme aksın ki..
- Kuran çarpsın ki
- Vallahi
- Vallahi billahi

Okşamalar:

Çıkıda çivide durmaz sarı altınım
Efem
Paşam


Doğum Gelenekleri

Doğumun ailede yarattığı sevincin eşe dosta duyurulması ve paylaşılması çevresine oturan köklü bir gelenektir. Etrafına kümelendirilen seremon ve törensel geçişler adete protokol gibi esnetilmeden uygulanır. Günlerce süren bir kutlamalar silsilesi içinde sürdürülür. Bebek ve anne için doğumdan iki üç hafta sonra evin misafir ağırlanan odasının baş köşesine normal boyundan daha yüksek bir yatak süslenir. Bu yatak ailenin bebeği için yapılır. Yatağın süsleme malzemeleri ailenin ve yakınlarının çeyizlerinden bir araya getirilen, birbiriyle uyumlu, sim sarma, renkli nakış ve tel kırma tekniklerinde işlenen baş tülbentleri, çevre, uçkur, peşkir, bohçalar, bürümcük çarşaflarıdır. Yatağın dört bir yanına çıta konur. Çıtaların çevresi bürümcük çarşaflar veya benzeri kumaşlarla boğum boğum süslenir. Yatağın arka ve baş yan duvarları ağır işlemeli şalvar kumaşları ile kaplanır. Bu kumaş üzerine ortalanarak sim sırma işli bir bohça hafif eğimler verilerek zemine iğneleyerek şekillendirilir. Bu şekillendirme malzemenin çokluğuna, yapan kişinin becerisine bağlıdır. Genellikle uçları açık S, göbek, kelebek, takke şekilleri ile kompozisyonlar meydana getirilir. Bunlar duyulan sevincin sembolü sayılır. Yatağı ön st ve yan üst kısımları bir baş tülbendinin işli yerleri görünecek şekilde kapatılır. Veya renkli ipek krepler, iğne oyalı danelerin çapraz bükülmesi ile baklava biçimli kafes oluşturulur. Kafeslerin ortasına külte inci ve altın tuğralar asılır. Yatağın bir köşesine gelin tacından- bulunan tac krebinin içine sarımsak, çörekotu ve tuz konularak sıçan denilen nazarlık yapılır ve asılır. Gelin misafirleri ipekli bir kıyafetle karşılar. Misafirlere kahve , çay pasta börek yanında özel yapılmış baharatlı tarçınlı karanfilli sıcak loğusa şerbeti ikram edilir. Doğu yatağı 40 gün ziyaret edilir.

Sünnet Geleneği
Anadolu'da çocukla ilgili geleneksel işlemlerden en önemlilerinden biriside sünnet geleneğidir. Çocuklar çoğunlukla okul çağına yakın veya ilkokul yıllarında ergenlik çağına girmeden sünnet edilmektedirler. Sünnet tekli yaşlarda ve tören ise okulların kapanmasından sonra yaz mevsiminde yapılır. Sünnet giysisi tören hazırlıklarının en önemli bölümünü oluşturmaktadır. "Maşallah" işlemeli sünnet elbisesi alınır ve giydirilir. Sünnet evinin misafir ağırlanan odasının baş köşesine normal boyundan daha yüksek bir yatak hazırlanır. Sünnet yatağı da doğum yatağının aynı malzemelerle ve aynı şekilde yapılır. Tek farkı sünnet çocuğunun ilgisini çekecek renkli ve ışıklı süslerin ağırlıklı ilaveleridir.

Evlenme Gelenekleri Kütahya İlinde, kız-erkek ilişkileri genelde sınırlıdır. Dünür gezmeden başlayarak gerdeğe kadar düğün hazırlıkları sürerken de bu ilişkiler sınırlılığını korumaktadır.
EVLENME YAŞI ( ÇAĞI ): Erkekler 18-20 yaş civarı, kızlar ise 15 yaş sonrasıyla bu çağa girmiş sayılırlar. Erkek evlat, ailesinden her hangi bir öneri gelmezse ya babasının ayakkabısını kapı eşiğine çivi ile çakmakta yada ayakkabının içerisine tuz doldurmaktadır. Yörede bu evlenme isteğinin bir göstergesi olarak yapılmaktadır.
KIZ GÖRME - GÖRÜCÜLÜK : Oğlan anası eş, dost arcılığıyla kız aramaya başlar. Aynı zamanda oğlan babasına da bu tür, kız övücü öneriler gelmeye başlar.Yörede eskiden beğenilen kız Hıdrellez günü, düğünlerde oğlana gösterilir. Şimdilerde bu daha kolay olmaktadır. Oğlan annesi sabah erken saatlerinde kız görmeye gider. Ziyaretçilere kahve ikram edilir. Bir bahane edilerek kız konuşturulup kekeme olup olmadığı belirlenir. Kız evi her gelene güler yüzlü gözükür, sunuda kusur ermez.

DÜNÜR GİTME: Görülüp belirlenen kızın evine dünürcü olarak gidilir. Kız elleri öper, sonra kahve getirir. Kahveler içilinceye kadar ayakta bekler. Daha sonra fincanları toplar ve çıkar. Dünürcülerin en yaşlı olanı "Allah'ın emri, peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz" der.Oğlanı över. Kız tarafı zaman ister. Kız anası konuyu babaya açar ve oğlan ve ailesini soruşturulur. Dünür kadınlar tekrar geldiğinde kız anası "bizimkine açtım. Düşünelim" dedi. "Bence Allah kısmet etmişse olur. Amma söz babasında. Bir de erkekler babasından istesin" der.Erkekler kızı babasından isterler.. Onaylanırsa oğlan anasına sırma işlemeli iki tülbentle"ikrar tülbendi" verilir.Tülbentlerin alındığı gün "şerbetin" ne zaman içileceği, kaç kişi olunacağı gibi konularda belirlenir. Bu aynı zamanda "söz kesme"dir.

ŞERBET : Yörede genelde Cuma günü yapılır. Daha önceden kız evine bir akraba ile 40-50 kilo şeker, bir sandık topak şekeri, bir torba şamsi şekeri,1-2 kilo kahve, 1 sepet kağıt şeker ve şeker boyası gönderilir. Çağırılan davetliler sabah erkenden kız ve oğlan evinde toplanmaya başlarlar. Kız evindeki erkek tarafının davetlileri tamam olunca oğlan evinin götürdüğü hoca kız evinin en yaşlısından kızı tekrara ister. Onay alındıktan sonra hoca dua okur. Sonra şerbetler dağıtılır. Şerbetler içilirken oğlan babası yüksüğü kız babasına verir. Kız evi yüksüğü aldıktan sonra "tülbent bohçası"nı getirip hocanın önüne koyar. Hayırlı olsun der. Erkekler için nişan-şerbet Cuma namazına kadar sürere. Erkekler gidince kadınlar eğlentiye başlarlar. Oğlan tarafının getirdiği nişan yemekleri yenir.İkindi namazında herkes dağılır. Kız evi, oğlan evinden gelen konuklar için gidince iki sürahi şerbet doldurup oğlan evine gönderir.


GÖRÜMLÜK : Görümlük yada "mübareke" nişandan bir veya iki ay sonra olur. Oğlan evi haber gönderip "biz gelin kızımızı göreceğiz" derler. Görümlük töreni pazartesi, Perşembe yada Cuma günüdür. Bu günlerden birinde oğlan evi 15 kişilik gruplar halinde kız evini ziyaret edip gelin kızlarını görürler. Kız giyinip herkesin elini öper. Eli öpülen herkes kıza bir şeyler takar. Kız odadan çıkar ve elbise değiştirip yeniden el öper. Ondan sonra tekrar elbise değiştirip su dağıtır. Akrabalarda oğlan evinden getirilen hediye bohçalarını açıp bakarlar ve dua ederler. Öğlende yemek yenir. Kız yeniden elbise değiştirir ve giden konukların ellerini öper Mübareki ise görümlük bittikten sonra kızın yakın akrabaları oğlan evini ziyarete giderler. Kız anası giderken oğlana hediyeler götürür.

DÜĞÜN HAZIRLIKLARI - YÜK : Görümlük ve mübarekiden sonra oğlan anası kız evine giderek ne istediklerini sorarlar. Kız evi için hazırlanan elbise takımları ve dürüler şerbette kız evinin verdiği ağır baş tülbendine sarılarak bohçalar içinde kız evine gönderilir. Yükün arkasından oğlan anası ve çağrılı akrabalar kız evine giderle. Yemekler yenir, çalgılar çalınır, oynanır. Kız evinin hazırladığı çehiz açılır, bakılır. Oğlan evinin yük ve çehizi serilir.Yük bir hafta açık kalır. Yük geldikten 15- 22 gün sonra düğün başlar.

ÇEHİZ ALTI : Sergi indikten sonra okuyucu kadınlar her iki tarafın akraba ve yakınlarına "Salı çehiz altı, Çarşamba kına, Perşembe düğüne buyurun" derler. Oğlan evinin okuyucusu, kız evine giderek, "Salı çehiz altı,, Çarşamba yengelik, Perşembe akşamı güveyi salmaya buyurun" der. Bunlar olurken de tüm mahalleli imece biçiminde kız evinde çeyiz altı yemeklerini hazırlarlar. Her iki tarafta ayrı birer davet verirler. Yemek zamanı önce oğlan evi davetlileri yemeğe buyur edilir. Sonra kız evi davetlileri sofraya otururlar. Yemekten sonra eğlence yapılır.

GELİN - DÖNME HAMAM GELENEĞİ : Şehirdeki bir hamam oğlan evince kiralanır. Düğüne çağrılan kız ve erkek tarafının akrabaları o gün hamamda yıkanırlar. Yıkanmadan sonra çalgılar eşliğinde önge gelin arkada yengeler olmak üzere hamamın şadırvanının etrafında dönerler. Oğlan anası ve yakınları kızın başının üzerinden para ve şeker saçarlar
AHENK : Salı gece yarısından sonra kadınlar ahenge otururlar. Sabaha kadar çalınır oynanır. Gelin kız birkaç arkadaşı ile bir kenarda dinlenirler


KINA GECESİ : Ahenkten sonra kalıp gitmeyen kadınlar kına gecesine hazırlanırlar.Oğlan evi davetlileri de oğlan evinde toplanıp, gelirler. Maniler söylenir.Kız yengeleri gelin kıza abdest aldırır ve giydirirler. Kızın başına kırmızı duvağı, tek kocalı, analı babalı ve erkek çocuğu olan yenge takar. Önde çalgıcılar, arkada iki kız yengesinin arasında gelin kız ve ardından kına taşıyan okuyucu olmak üzere odaya girerler. Odada türküler söylenir. Kız kıbleye doğru oturtulur ve kız tarafı gelinin sol el ve sağ ayağına kınasını, oğlan tarafı sağ el ve sol ayak kınasını yakarlar. Kına sarılmadan önce kızın ayak kınalarından alınan parçalar bekar kızların saçlarına "bahtları açık olsun" inancıyla sürülmektedir.Kınadan sonra önce oğlan tarafı sonra kız tarafı pilav ve zerdeden oluşan kına yemeğini yerler ve giderler. Gece kızın elleri ve ayakları kına ile süslenir.

KIZ DÜĞÜNÜ : Perşembe sabahı kız evinde kız evinin davetlileri toplanırlar. Kıza abdest aldırıp, namaz kıldırırlar. Gelin kıza tefebaşı giydirilir. Kızın başı yapıldıktan sonra yüzü yazılır sonra al duvak örtülür. Paça günü oğlan evinde kesilecek olan saçları 30 -40 örgü halinde örülür

KUŞAK KUŞATMA : Kızın saçı yapılıp yüzü yazıldıktan sonra kız düğününün önemli parçası olan "Kuşak Kuşatma" geleneği uygulanır. Yengelerin oyun ve eğlenceleri sürerken kızın amca ve dayıları gelir. Gelin el öper. Babası veya erkeklerin en büyüğü kemeri gelin beline üç kez dolar çözer ve diğerlerine verir. Herkes bu işlemi tamamladıktan sonra ilk olarak kuşağı kuşatan kuşağı bağlar ve dua eder.

ERKEK DÜĞÜNÜ- YENGELİK : Kız evi kız düğünü yaparken erkek tarafında kendi arasında eğlenir. Buna yengelik denir. Damat akşama hazırlanır.

GELİN ALMA : Oğlan evinin yakınları kız evine giderler. Kız tarafının erkekeleri bu alayı karşılar ve iki taraflı sıralanırlar. Bu arada oğlan anası, yengeler, görümceler arabalarla kız evine gelirler. Kız tarafı karşılar ve lokum ve şerbet sunulur. Gelin kız getirilerek kaynanasının önüne oturtulur. Kız yengeleri dualar ederek çıkarlar. Erkekler gelinin odasına girerler ve kaynana saçı saçar. Oğlan babası kızı kolundan tutup kaldırır ve arabaya binen oğlan yengelerinin yanına oturtur. Çeyiz arabaya yüklenir.Kız evinden ayrılınır Gelin arabadan oğlan yengeleri indirir. Gelin eve girerken hazırlanmış bal ve kaymaktan birer parmak kapının üst ve alt eşiğine sürer. Eve alınır. Kaynana "hoş geldin kızım" der . Yengelerin öncülüğünde erkeke tarafından kadınlar oynar. Geline bakmaya gelinir. Güvey salmaya kalacaklar dışında düğün evinde kim NİKAH : Kızın vekaleti alınarak camide veya evde dini nikah kıyılır GÜVEY SALMA : Kız evinden iki yenge birkaç genç kadın tepsilerle baklava ve damat için hazırlanmış çamaşırları getirirler. Yengeler kalır, diğerleri gider. Güvey salma töreni ikindi üzeri başlar. Damat ve sağdıçları eğlenirler, yemek yerler.Yatsı namazından sonra erkekler dışarıdan gelerek evin kapısında sıralanır. İmam ve yaşlı kişiler sıranın başında durur. Dua ve ilahiler okunur. Damat el öperek içeri girmeye hazırlanırken arkadaşları şakalar yaparlar. Gerdek sonrası damat sağdıçları hama gider. Gelini yengeler evde yıkar.
PAÇA : Kuşlukta iki üç sofralık misafir toplar ve yemek verir. Akşam "gelin almaya "giden yakınlar gelir, yemek yenir. Gelenler geline hediye takar. Paça denilen toplantıda gelin el öper ve hizmet eder.
KIZ ARDISIRA : Oğlan ve kız evlerinin düğünden sonra birbirlerini ziyaretlerine verilen yemektir. Önce kız sonra erkek evi birbirini yemeğe alır
MÜBAREKE : Düğünden sonra kırk gün boyunca akrabalar yeni geline kutlama ziyaretleri yapar buna mübareke denir. Kırk gün boyunca gelin kutlamaya gelenlerin hizmetini görürken her ikramda elbise değiştirir.






..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 28-05-2008, 22:48   #3
No_Name

 
No_Name - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 08-03-2008
Mesajlar: 2.131
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 290
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde
Standart

Günlük Yaşam
Bizanslılar döneminin piskoposluk merkezi, Germiyanlılar döneminin başkenti, Osmanlılar döneminin Anadolu Beylerbeyliği merkezi Kütahya tarihin her döneminde önemini koruyan bir kent olmuştur. Kervansarayları, menzil haneleri, medrese, kütüphane, imaret, kilise, cami, külliyeleri ve mevlevihanesiyle döneminin ilim irfan ve medeniyet merkezlerinden biridir. Kütahya'da esnaf teşkilatı, dünden bugüne Ahilik geleneğine bağlı birer eğitim ve kültür merkezidir. Mevleviliğin de Anadolu'daki yayılma merkezlerinden biri olan Kütahya'da tekkeler halk yayışını önemli ölçüde etkilemiştir. Kütahya insanı kanaatkar, sabırlı ve geleneklerine bağlıdır. Çevresinde Kütahyalı için "Havası sert, insanı mert yerden" denir. Kütahya'da gelenek, görenekler ahlaki değerler ve dinsel yapı güçlü bir kurum olarak toplumsal yaşayış üzerindeki belirleyiciliğini korumaktadır. Bu bazen günlük yaşamda çeşitli kısıtlamalar şeklinde, bazen de güçlü bir yardımlaşma ve dayanışma şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kütahya'da çelebilik; bir mevkidir. Yiğit, aklı duygularına egemen, sözüne güvenilir, önderlik yetisi gelişkin ama mütevazılığı bırakmayan insanlara "çelebidir" denir. Hatta Kütahyalı bunu çoğu kere şehrin unvanı olarak kullanır, "Kötayamız çelebidir" der. Günlük yaşamda "Allah kerim" yetinme anlayışıyla da "ele güne karşı" sarınma yaklaşımıyla da sıkça karşılaşılabilmektedir

Halk Hekimliği Halk hekimliği veya geleneksel tıp, ilk insanın tabiat olayları karşısında takındıkları tavırlar ve münasebet şekillerinden doğmuştur. Burada sihir veya büyünün önemli rolü olmuştur. Dini inançların ve büyünün önem kazandığı bu toplumlarda sağlık ve hastalık da, insan bedenine yabancı unsurların girmesi ve onların yaptıkları kötülüklerle izah edilirdi. İşte insanların bunlardan korunmak için düşündükleri çareler, halk tıbbının temellerini atmıştır. Dolayısıyla geleneksel toplumlarda hastalık ve sağlık hakkındaki düşünceler, halk kültürünün bir parçası olarak doğmuştur. Bu nedenle konu ile ilgili uygulamalar, öncelikle Antropoloji, Etnoloji ve Halkbilim disiplinlerini ilgilendirmekte, konunun teknik analizleri ise tıp ve eczacılık disiplinleri ile açıklanmaya ve değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Halk ilaçlarının hazırlanmasında ise çoğunlukla çevrede yetişen bitkilerden yararlanılmaktadır. "Şifalı bitkiler" denen bu tür bitkilerin ülkemizde yoğun bir kullanımı vardır.İlimizde Kullanılan halk ilaçları:
-Mesane yolarında meydana gelen arızalara:et kabartan otu (darı gibi taneleri vardır) nun taneleri kaynatıp içmek iyi gelir.
-Vücutta ağrıyan yerlere : Hardalın tanelerini ufalayıp, yapılmış ununa ekip ağrıyan yere sarılır. Sarılan yer çok yanar. Fazla dayanılmaz ama ağrıda kesilir
-Bel ağrılarına: Beline bir ip bağlayıp bıçakla üstünden hafifçe ip kesilir ve azıcık kan çıkar, böylece giderildiği zannedilir. Kesme ustura bıçağı ile yapılır
-Dalak Kesmesi: Tepsinin içine su koyarlar. Ayaklarını tepsinin içindeki suya sokarlar.
-Soğuk algınlığında dağlarda bulunan ve Bodur Mamut dedikleri otu kaynatılır ve içirilir.
-Nefes darlığı için pinar yaprakları kaynatılıp içilir.
-Kalp hastalığı için kedi kulağı dedikleri otu kaynatıp içilir.
-Kesilen yaraya, sigara, kül veya tuz basıp iyi etmeye çalışılır. Gelincik çocuk hastalığına, gelincik hayvanı kesilir ve eti yedirilir.Ocak denilen kimseler okutulur ve çizdirilir.

-Siğil Okuma; ay yeni çıktığında ay karanlığında yerden torak alınarak yere bakmazsızın aya bakılarak İhlas suresi okunurken toprak siğiller üzerine sürülür.

-Kurşun Dökme; Bu tedavi çocuğa nazar değmesinden ileri gelen çocuğun devamlı ağlaması ile yapılan usuldür. Bir tava içerisinde kurşun ısıtılır, bir başka kapta bulunan suyun içine bu kurşun dökülür. Bu arada çocuğun yüzüne bir tülbent örtülür, kurşunlu su tülbendin üzerinden sıçratılır.Artan su ile çocuk erkek ise erkek köpeğin, kız ise dişi köpeğin üzerine dökülür. Köpek silkinirse nazarın geçeceğine inanılır.

-Kupa Çekme; kupa çay bardağının bir başka adıdır. Sırtı ve bacakları sancıyana çekilir. İspirtolu pamuk sancıyan yere konur. Üzerine kupa kapatılır. Kupanın içi deri ile dolunca kupa alınır.

-Karayanık; elde, ayakta ağızda morarmalar olur, bu hastalığa karayanık denilmektedir.Ocak denilen kişiler tarafından tutulur. Şeker ve bal kaynatılarak yara üstüne bastırılır. Bu sırada ocak içinden okuyarak mor olan yerlere sürüyormuş gibi yapar. Hasta olan üç dört gü perhiz yaptırılır. Soğan ve buğdaylı yiyecekler yedirilmez.

-Kaba Kulak; kulak arkası şişerek sancı yapar. Tedavisi "miras tava" tabir edilen tavanın karasını sürmekle yapılır. Miras tava bir babanın üç kızı olursa ve baba öldüğünde miras paylaşırsa buradan hisseye düşen tavaya "miras tava" denir. Böyle tavası olan kişler kaba kulak olan çocukların kulak arkalarına tavanın karasını sürerler.

-Sülük Tutma; Dudağı yalama, mayasıl olana, dizleri sancıyana sülük tutulur. Rahatsız olan yere sülük konur. Sülük pis kanın emildiğine inanılır. Sülük tutan şişede onları saklar. Sülüğün üzerine tuz ekilerek sülük öldürülür.

Çirtme ; çocukların vücutlarında pis kan birikmesinden rahatsız olur. Çocuk hırçın olur ve vücudu dalga dalga kızarıklıklar ve morluklar olur. Bunun tedavisi de "ocak" denilen ve el vermeyle geçen kadınlar tarafından yapılır. Çocuğun vücudu genellikle kolları sırtı jiletle kanatılır.
Yapağı sarma; Çiçek hastalığına yakalanana, dizleri sancıyana ayrıca bir yerden düşenlere yapağı sarılır. Yağı yıkanmamış, hayvandan aldığı gibi kirli bir şekilde rahatsız olan yere kapatılır ve sarılır.
Çıkık; Ayağı ve eli çıkanlara kerpiç kızdırılarak çıkığın olduğu yere sarılır.İnce bulgur su ile kaynatılarak çıkığın olduğu yere bez ile sarılır.
Halk Hukuku Bir bölgede, bir yörede yaşayan halkın; mahkeme edilmesi gereken bir sorunla karşılaştığında, mahkemeye ulaşamadığı, ya da ulaşmak istemediği durumlarda, sorunun yörede, bölgede, köyde halk tarafından oluşturulan bir mahkeme ile çözümlenmesine halk hukuku denir.
Anlaşmazlıklarda veya miraslarda büyükler araya girerler, diğerleri de genelde itiraz etmezler ve mahkemelik olmazlar.
Kan davası kız kaçırma olaylarına pek rastlanmaz
Kadın erkek mirasta aynı haklara sahiptir, aralarında eşitlik vardır.
İlde uygun olmayan işler karşısında bireyi cezalandırma biçimi; kınama, ayıplama, toplumsal baskı, toplum dışına itilme, vb. şekillerde olmaktadır.

Halk Baytarlığı Geleneksel kesimde ekonomik yaşam büyük ölçüde tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Geçimini ahırdaki hayvanından sağlayan, karnını hayvan ürünleriyle doyuran kırsal kesimdeki Anadolu halkı; hayvanına evindeki insan kadar değer vermektedir.
Anadolu halkının veteriner olmadığı zamanlarda yada veterinere ulaşamadığı durumlarda yada gitmek istemediklerinde hayvanlarını hastalıklardan korumak veya hayvanlarını tedavi etmek için başvurdukları uygulama ve pratiklerin tümüne halk baytarlığı denmektedir. Bu uygulama ve pratiklere aşağıdaki şu örnekleri verebiliriz.

Kelebek Hastalığı : Demiri kızdırıp hayvanın boyun altını, şiş olan yeri yakarlar

Tavuk Hastalığı : Tavuğa yoğurt, aspirin, oponu su ile eriterek içirirler. Gazyağı ile kepek karıştırılıp tavuk yemi olarak verilir

Yemleme; hayvanın fazla yem yemesinden ileri gelir. Bacakları tutulur. Karnı şişer Hayvanı soğukta tutarak karbonatlı madenler vermek suretiyle tedavi edilir. Ayrıca soğuk su ile yıkanır ve hayvan zorla gezdirilir.

Kan Akma; Hayvanın ilk baharda taze otlar yemesinden meydana gelir. Zehirlenen hayvanın çakı ile kulağı kesilir. Buna kan alma denir. Kanın daha hızlı çok akması için kulağa bir çubukla vurulur. Daha sonra hayvanın ağzından sarımsaklı yoğurt verilir.

Yılan Sokması; Yılan sütlü hayvanları sokar, Yılanın soktuğu yer yumurta büyüklüğünde yumuşak bir şekil alır. Burası çuvaldız ile şişlenerek ovulur.

Kuzu veya Buzağı Yakma; Yavrusu ölen koyun veya inek başı dönünceye kadar kendi etrafında dolandırılır. Başı dönen hayvan bileğinden bir iple direğe bağlanır.Memesinden süt sağılarak yeni yavrunun üstüne dökülür ve bunun üzerine tuz serpilir. Bu arada yeni yavru aç bırakılır. Yavru hayvanın altına atılır. Aç olan yavru hayvan emmeğe başlar. Bütün bu işler özel kabiliyet ister. Yani her insan kuzu veya buzağı yakamaz.

Amel; Üşümüş hayvanlarda görülür. Verem başlangıcı teşkil eder. Hayvanın iç organlarını ısıtıcı nışadır, kaynak ve bu gibi maddeler ağızdan verilir.

Verem; Hayvanın akciğerlerinde hastalık olur. Soğuk algınlığından olmasından dolayı ahırda soba yakılır. Hayvan sıcak tutulur.

Şerit; Hayvanın yüreğinde kabarcıklar olur. Şerit hayvanın but ve kaburgasında bulunur. Canlı şeritler olur. Bu hastalık kesilip yüzülmeden bilinmez. Hayvan bahar mevsimine çıkarsa bu hastalıktan kurtulur.

Uyuz; Hayvanın deri kısmında görülür. Devamlı kaşınır. Büyük noktalar halinde deride kemreler hasıl olur. Yanık yağ, gres yağı, asfinik karıştırılarak yaralara sürülür.

Sarılık; Hayvanların gözü tamamen sarı bir renk alır. Hayvan sersemleşir ayakta duramayacak hal alır. Hayvan serin yerde tutularak soğuk suyla yıkanması faydalıdır. Bu hastalığın sebebi hayvanın güneş ışığında çok kalmasıdır.

Şap; Hayvanın ağzından salya akar, ağzının içi ve dudak araları tamamen yara olur. Hayvanın şaplı yerlerine ispirto, nışadır, şap gres yağı birbiriyle karıştırılarak fırça ile sürülür.

Domuz Başı; Hayvanların boğaz ve başında bir şişkinlik olur bu şişkinliğin içi pislik dolu olur. Şişkin yerler bıçakla yarılır.İspirto ile temizlenir. Şişkinlik sert ise sıcak sıcak demirle dağlanır.

Şarbon; Hayvanlar için şiddetli bir hastalıktır. Hayvanın gözleri içine çekilir. Yemeden içmeden kesilerek sersemleşir. Gözünün içinde kırmızı benekler meydana gelir.

Halk Takvimi ve Meteorolojisi

Haftanın Günleri
duşamba (Pazartesi)
dernek (Salı)
bazar (Çarşamba )
cum~aşamı - peşembe (Perşembe)
cumeyi (Cuma)
cumey~ertesi (Cumartesi)
girey (Pazar)
Karakış 45 gün, zemheri 45 gün, Kasım 45 gün, Hamsin 45 gün olarak hesaplanır. Yazın gelmesi için 180 gün hesaplanır.
Her yıl mayıs ayının 6sında HIDRELLEZ kutlanır Baharın geldiğine inanılır.
Cemrelere inanılır.Birincisi Havaya İkincisi Suya üçüncüsü toprağa düşerek ısınılacağına inanılır
Halk Ekonomisi Halkın geçimini sağlamak için giriştiği çabaların tümüne halk ekonomisi denir. Tek başına gibi görünen halk ekonomisi halk mimarisinden, inançlara kadar tüm yaşamı etkisi altına alır, kültürel yapının doğrudan belirleyicisi olur.
Aileler ferdi olarak yaşamaya başladılar.Geniş aileler halinde yaşayanlar çok azaldı. İlimizde ekonomik olarak çok iyi ve çok kötü olarak iki kesim vardır. Bu da her tür konuşmada ikilik yaratmaktadır.

Ramazan ve Kurban Bayramı Dini bayramların günleri "kameri takvim" e göre hesaplandığı için, şu an kullanılan takvimde her yıl aynı tarihe rastlamaz. Her yıl onar günlük gerilemeyle gelen ramazan ve kurban bayramları böylece değişik mevsimlerde kutlanabilmektedir. Ramazan bayramı Kameri takvime göre Şevval ayının ilk üç günü, Kurban bayramı ise Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün süreyle kutlanır. Müslümanlık ve geleneksel toplum töreleri, Kütahya'da yaşamı belirleyen öğelerdendir. On bir ayın sultanı, tövbe, mağfiret ve bereket ayı olarak bilinen Ramazan ayının gelmesi ile ayrı bir yaşantı başlar.
Kütahya halkı Ramazanda sadece ibadetle uğraşmak istediği için Ramazan öncesi temizliğini yapar. Ramazan ayında Mukabele denilen Kur'an hatimleri yapılır. Genelde kadınlar evlerde veya caminin kadınlara ayrılan bir bölümünde toplanarak Kur'an okuyan bir kişinin okumasını takip ederler. İftar yemeğinden sonra teravih namazına gidilir.Teravih namazından sonra erkekler kahvelerde veya esnafın dükkanında toplanarak sahura kadar sohbet ederler, kadınlar ise evlerde toplanırlar. Kütahya'da komşuluk ilişkileri hala devam etmektedir. Bunun en güzel örneği Ramazan ayında görülür. Sahur vakti herkes birbirinin ışığına bakıp uyuyup kalanların duvarlarına, camlarına vurularak uyandırılır. Akrabaların yanı sıra komşularda iftara çağrılır. Ramazan hazırlıkları her yerde olduğu gibi Kütahya'da da güzel bir telaş içinde cereyan eder. Ramazan, oruç ve yemek iç içe olduğu için Ramazan denilince yemek yapmak ve yemek akla gelir. Bu yüzden herkes evinde aylar öncesinden Ramazan için erzak hazırlamaya başlar. Bu hazırlık yazdan reçellerin yapılması, hoşaflık meyvelerin kurutulması ile başlar. Ramazanda değişik yemekler olun diye yazdan sebzeler kurutulur. Pilavlık pirinç, bulgur, erişte ve peynirler hazırlanır. Ramazan hazırlığı için saç üzerinde yufka yapılır. Sahurda erken kalkarak bu yufkalardan kapama, börek, tirit ve cevizli yufka tatlısı yaparak kullanırlar. Sahurda yufkadan yapılan yemekler yanında genellikle haşhaşlı gözleme uzun süre tok tutması bakımından revaçta olan bir yemektir.Kütahya'da iftar yemekleri iftar davetleri halindedir.Ya iftara gidilir yada iftarcı kabul edilir. İlk hafta aile içinde , ikinci hafta akrabalar komşular, dostlar olmak üzere iftara gidilir veya çağrılır. Kütahya'da iftarcı çağırmak varlığa ve zenginliğe bakmaz, gönlü zengin olan herkes bütçesine göre iftarcı çağırır.Kütahya da akşam ezanının yanı sıra Kütahya kalesinden top atılır. Halk arasında iftar zamanına "top atılmak üzere", "top zamanı" ifadeler kullanılır. İftar yemekleri de ayrı bir özellik taşır. Top atılışı Hisarın bedenleri arasında yapılır. Sofra başında hazır bekleyen aileler önce iftarlıkla oruç açılır. Genellikle hurma, zeytin, tuz gibi ateşte pişmeyen yiyecekler ile oruç açılır. Oruç açıldıktan sonra bir iki lokma reçelden, peynirden oluşan iftarlıklar yedikten sonra diğer odada hazırlanan seccadelerde namazlar kılınır. Namazdan sonra sofraya tekrar oturulur. Yemeğe çorba ile başlanır.Ramazan ilk günü Ramazanı bütün tutmak nasip olsun diye Tutmaç çorbası içilir. İlk Cuma günü yeşil mercimek çorbası yemenin sevap olduğu söylenir. Diğer günler yoğurtlu çorba, tarhana kızılcık, şehriye çorbaları yapılır. Çorbadan sonra ilk yemek et yemeğidir.Et yemeğinden sonra pilav veya su böreği yenilir. Ekmek kadayıfı, baklava veya güllaç tatlısı gelir Tatlıları üzerine baskılık denilen yaprak sarması yenilir.
Kütahya'da hala devam eden güzel bir gelenekte Küpecik geleneğidir. İftardan ile yatsı ezanı arasında aynı sokağın çocukları genelde 5-6 kişi bir araya gelip kapı kapı dolaşıp bahşiş toplarlar. Bu arada küpecik şarkısını söylerler
Çocuklar ev ev dolaşıp kapının önünde söyleyerek bahşişler toplarlar. Genelde para verilir. Paranın yerine fıstık, leblebi, şeker verende olmaktadır.Çocuklar topladıkları para ile bakkaldan yiyecek alarak verilen yiyecekleri topluca yerler.
Kütahya'da Ramazan'ın bir başka özelliği de imsak vaktinin top ve ezandan önce minarelerden Salu diye bağırılarak duyurulmasıdır.
Bayram telaşı Ramazan ayının son haftasında başlar. Bütün evler arife gününe kadar temizlenmiş olur. Büyüklerin bayramda giyecekleri çıkarılır, ütülenir, çocuklar için bayramlık alışverişi yapılır. Misafirler için şeker ve çikolata alınır.Bayram günü yemeğe bırakılacaklar için yemekler hazırlanır. Arife gününe pek iş bırakılmaz. Arife günü yıkanmanın sevap olduğuna inanıldığı için ailece yıkanılır. Arife günü ikindi vaktinden sonra kabirler ziyaret edilir. Arife günün en büyük iş bayram tatlısı hazırlamaktır. Komşular bir araya gelip baklavalar hazırlanır.
Nişanlı olanlar ise ramazan bayramında giyilmek üzere bohçalar hazırlar. Erkek tarafı kızın giymesi iç çamaşırından çorabına kadar bir kat giysi yanında bir tepsi baklava gönderir. Kız tarafı da oğlana bayramlık bir kat giysisi bohçalar gönderir. Bayram sabah namazı ve bayram namazı ile başlar. Evde hanımlar sabahleyin ezan vaktinde kalkarlar, ölmüşlerinin ruhuna dua ederler. Erkekler bayram namazından sonra mezarlığa ziyarete gidilir. Bayram sabahı erkekler eve gelmeden evde son hazırlıklar tamamlanır. Evlenmiş evlatlar da baba evine gelerek bayramlaşılır ve kahvaltı yapılır. Bayramlaşmalar başlar.
Kütahya'da Kurban bayramı büyük coşku ile kutlanır.Kurban olarak koyun, sığır kesilir. Evinde bahçesi ve bakmaya gücü olanlar daha önceden alırlar ama geneli arife günü alır.Kurban edilecek hayvan sağlıklı olmalısına ve dişi ise hamile olmamalısına dikkat edilir. Kurbanlık arife günü kınalanır ve süslenir. Nişanı aileler süsleyerek kız tarafına bir koç gönderme adeti vardır. Genelde kasap çağrılarak kesilir.Kurban etinin üçte bir kesilen evde kalır. Diğer kısımlar komşu, akraba ve fakir insanlara dağıtılır. Bayram ziyaretlerine gidilir.

Hıdrellez Bahar Bayramı : Hıdrellez, bütün Türk dünyasında bilinen mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber'in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır. Hıdrellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.
Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıs'tan 8 Kasım'a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım'dan 6 Mayıs'a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs Günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki, bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır.
Kütahya'da 5 Mayıs akşamı başlayan kutlamalar sırayla, dileklerin tutulması, çeşitli uygulamaların yapılması, kadınların ellerine kına yakmaları, Hıdrellez ateşinin yakılması gibidir. 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece aileler hiç kimsenin görmeyeceği şekilde evlerinin etrafına haşhaş taneleri serper. Bu taneler sayılamayacağından o evde bereketin çok olacağına inanılır. 5 Mayıs akşamından bütün hazırlıklar yapılır, gruplar oluşturulur. Bazen de bu hazırlıklar bu hafta öncesinden başlamaktadır. O gece okur, ibadet edilir, türlü dileklerde bulunulur.
Hıdrellez gecesi gül fidanlarına, bağ dallarına dilek tutanlar elbiselerinden bir iplik veya parça bağlayarak çeşitli dileklerde bulunurlar. Bu dilekler; bir işin olması, evlenme, şifa bulma, sevdiğine kavuşma gibi dileklerdir.Ev, araba iş yeri isteyenler bunları gül fidanının altına taşlarla resmini bırakırlar. Bir kesenin içine para, diğer kesenin içine bütün yiyeceklerden aşlıklar konularak gül dalına bağlanır. Ertesi gün sabahtan alınan keseler bereket parası ve bereket kesesi diye saklanır. Evin bereketli olacağına inanılır. Hıdrellez gecesi genç kızlar kendilerine ait eşyaları su dolu bir kabın içine atarlar, kaba atılan eşyalar genelde yüzük küpe, düğme, tarak, para 'dır. Geceden gül fidanının altına bırakılan bu kap ertesi gün alınır. Küçük bir çocuğa kaptan birer birer eşyalar çektirilir. Bu arada eşyanın sahibine de maniler söylenir. Kimin eşyası çıkmazsa onun kısmeti çıkmadı diye o kızın başında eğlenir. & Mayıs sabahı erkenden kalkılıp mesire yerine gidilir. Kahvaltı orada yapılır, Eğlenceler başlar. Genellikle kadınlar erkekler, çocuklar ayrı yerlerde eğlenirler. Hıdrellez sabahı gün doğmadan doldurulan suyun şifalı olacağına inanılır.Her derde deva olsun diye yedi türlü ot yenir. Hıdrellez günü ailenin kapısına gelen hiç kimse boş çevrilmez. Gelenlerin Hızır olabileceğine inanılır. Bugün özellikle haramdan sakınılır. Hıdrellezde yapılan yemeklere daha özen gösterilir.Gözlemeler, hamursuzlar yapılır. Ateş yakılarak üzerinden atlanır, etrafında oyunlar oynanır.

Hıdrellez ile ilgili Deyimler;

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.
İnsan bunalmayınca Hızır yetişmez.
Çuvallarını açık bırak Hızır gelecek
Hızır uğramış.
Hızır'ın eli değmiş.
Hıdrellez ile ilgili Maniler
Ambar altında pusarım
Kulaklarımı kısarım
Bugün Hıdrellez günü
Hıdrellez yapmayana küserim
Cam üstünde küpeli
Dibini süpürmeli
İki kıza bakanın
Yüzüne tükürmeli
Evlerinin önünde
Vişne yetişir vişne
Bizim eve yakışır
Kravatlı enişte


İnanışlar
Uğur-Uğursuzluk
- Sağ avuç kaşınırsa para gelir, sol avuç kaşınırsa elden para çıkar.
- Ayak kaşınınca yolculuk var demektir.
- Sol kulağın çınlaması zenginliğe işarettir.
- Sağ kulağın çınlaması sağlığa işarettir.
- Gözün seğirmesi olumsuzluğa işarettir, çevrede ölüm meydana gelebilir.
- Kulağın çınlaması birisi tarafından anılmaya işarettir.
- Akşam tırnak kesilmez
- Cuma akşamı tırnak kesilmez.
- Akşam sakız çiğnenmez, akşam çiğnenen sakız ölü etidir.
- Salı günü çamaşır yıkanmaz
- Salı sallanır.
- Güneş batarken uyuyanın ömrü kısalır
- Elden ele sabun verilmez. Verilirse kavga edilir. Sabunu vermek gerektiğinde elin tersi kullanılır.
- Kesilen saçları kuşlar alıp yuvalarına götürürlerse o kişinin başı ağrır.
- Hamile kadın aş ererken neye bakarsa doğacak çocuk ona benzeyecektir.
- Hamile kadınlara ayva yedirilirse olacak çocuk güzel yüzlü ve eyaz çehreli olur.
- Kırklı kadın gece evinden dışarıya çıkmaz.
- Kırklı kadının başucunda gece ışık yakılır.
- Kırklı kadının yattığı odaya süpürge konulur.
- Kırklı çocuk yalnız bırakılacağı zaman başucuna bıçak, soğan, sarımsak bırakılır
- Kırklı kadınlar ve bebekleri birbirleriyle karşılaştırılmaz.
- Alaca karganın kapı önünde ve çatıda yada dışında eve ait bir yerde öterse müjdeli bir haber geleceğine inanılır.
- Bismillah demeden yemek yiyen kişi doymaz. Şeytan da onunla birlikte yemek yer.
- Elleri diz üzerinde kavuşturmak, parmakları birbirine geçirip el bağlamak iyi değildir, insanın kısmeti kapanır.
- Karnı ağrıyan kimse ayva denesi (ayva tanesi) denilen otun çiçekli kısmını kaynatıp suyu içirilir.
- Rüyada ölü görmek diriye işarettir, misafir gelir.
- Türbeden dışarıya bir şey, bir nesne götüren kişiler çarpılır.
- Mezarlığı parmağı ile işaret etmek iyi değildir.
- Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
- Mezarlıkta yatılmaz.
- Kurbanın kanı ve kemikleri gömülür
- Bir çocuk sürekli ağlarsa o evde mutlaka ölüm meydana gelir.
- Çorap giyilirken ayağın Kıbleye doğru uzatılması doğru değildir.
- Ölüye talkın verilirken can gelir, kalkmak ister, başına tahtaya çarpar. O zaman ölü "eyvah ben ölmüşüm" der.
- Ölen bir kişinin etleri ölümünden 40 - 52 gece sonra kemiklerinden ayrılır. Ölünün etleri kemiklerden kolay ayrılsın diye o gece evinde dua edilir.
- Mezarlıktan taş, toprak alınmaz.
- Ateşe tırnak atmak, su dökmek uğursuzluk getirir.
- Külün üstüne su dökülmez, işenmez.
- Gece külün yanından geçilmez, üstünden atlanmaz, şeytan gelir.
- Ölü gömülene kadar ev süpürülmez, çamaşır yıkanmaz, eve su getirilmez.
- Bir kişi gömüldükten sonra ruhu 7 gün evini ziyaret eder.
- Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz.
- Su üstüne, küllüklere abdest bozulmaz (işenmez) cin vardır çarpılırsın.
- Kırık ayna uğursuzluktur.
- Baykuş ötmesi uğursuzluktur
- Sacayağı boş bırakılırsa o evde ölü suyu kaynar.
- Ölünün yıkandığı evde üç gün ışık yanar.
- Ayakkabı çıkarıldığında ters dönerse, ayakkabı sahibinin tez vakitte öleceği düşünülür.
- Resim olan yerlerden melekler kaçar.
- Ölünün elbiseleri ölü yıkayıcılarına verilir
- Mezarlıktan ağaç kesilmez. Ağaçta cin olduğuna inanılır.
- Mezarlıkta yatılmaz.
- Akşam evden dışarı ateş verilmez.
- Gece aynaya bakılmaz.
- Gece ıslık çalmak günahtır.
- Geceleri su üzerinden atlanmaz. Su birikintileri ecinnilerin ve perilerin mekanıdır
- Gece dışarı su dökeni periler çarpar.
- Gece acı evden dışarıya verilmez.
- Dışarıya maya verilirse evin bereketi gider.
- Gece evden eve tuz verilmez.
- Bıçak yere atıldığında sırtı üzerinde durursa misafir gelecek demektir.
- Ağızdan lokma düşerse misafir gelir.
- Yoğurt, süt, peynir, vs. gece dışarıya verilmez
- Kurt uluyunca ya ayaz olur ya kar yağar
- Gece ölen kişinin üzerine sabaha kadar bıçak konulur.
- Nar tanelerini yere dökmek günahtır, nar cennet meyvesidir.
- Soğan,sarımsak kabuğu yakmak iyi değildir.
- Mezara toprak atılırken elden ele kürek verilmez.
- Baş sağlığına gelen kişilerin ayakkabıları ters çevrilmez.
- Ezan okunurken bacak bacak üstüne atılmaz.
- Köpek uluması ölüme işarettir.
- Köpeğin vakitsiz gece havlaması, horozun vakitsiz ötmesi kötü şeylere işarettir
- Hastalanan hayvanları ateşten geçirmek iyidir.
- Mezarlık genişletilemez, çünkü ölü sayısı artar.
- Ölünün elbiselerini giyenin ömrü uzar.
- Kefen makasla veya bıçakla kesilmez.
- Yağmurun dinmesi için avluya sacayağı atılır.
- Yağmur yağsın diye ölü kemiği yahut ana babadan olan ilk çocuğu suya atılır.
- Beş taş oynamak kuraklığa işarettir.
- Gökkuşağının altında bir erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olur.
- Evde namaz kılınırken seccadenin önünden bir hayvan geçerse namaz bozulur.
- Kırda namaz kılınırken namazdan önce bir taş veya sopa dikilir (öne hayvan geçmemesi için)
- Ölü olan evin komşuları evlerindeki suları dökerler. Aksi halde birbiri sıra ölümler meydana gelir.
- Yatak katlanırken baş taraftan katlanmaz, ayak tarafı önce katlanır. Baş tarafından yalnız ölünün yatağı katlandığı için o yatakta yatan kimse ölür.
- Bir evin başında baykuş öterse, o evde biri ölür yada bir yıkım olur.
- Köpek olan eve melek girmez.
- Kara kedi geçmesi uğursuzdur.
- İneğin sütünü yere sağmak iyi değildir, hayvan hastalanır.
- Yoğurt veya süt dışarıya verilirken üzerine üzerlik, kömür, yeşil yaprak konulmazsa ineğe nazar değer.
- Yemekten sonra kaşığın ağzı yukarı çevrilir, yoksa nasip kapanır.
- Aysız günlerde ağaç kesilmez, kesilirse kerestesi dayanıklı olmaz.
- Kapının önünde oturan kişi iftiraya uğrar.
- Kapı eşiğinde oturulmaz. İnsan fakir olur.

Yağmur Duası
Yağmur yağdırmak amacıyla veya sele neden olan aşırı yağışlara karşı gerçekleştirilen, çoğunlukla dağ, tepe veya türbe yakınlarında topluca gerçekleştirilen, dini ve geleneksel uygulamaların birbirine karıştığı pratiklerdir.
Yörede tespit edilen Yağmur Oyunu ;
Yağmur yağması için çocuklar ev ev dolaşarak yağ, bulgur, tencere gibi pilav yapmak için malzemeler toplarlar. Biraz büyükçe olan kız çocukları odun parçalarıyla yakılan ateşte pilavı pişirinceye kadar diğerleri el ele tutuşup mahalle aralarında ve çimenlikte "yağ, yağ yağmur, teknede hamur, bahçede çamur, ver Allah'ım ver sicim sicim yağmur" diyerek dolaşırlar. Pilav pişince hep beraber sofra kurup yenilir. Yemek ve yağmur yağması için dua edilir.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 28-05-2008, 22:50   #4
No_Name

 
No_Name - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 08-03-2008
Mesajlar: 2.131
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 290
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde
Standart

Geleneksel Kurumlar - Tarikatlar - Dini Gelenekler
Horasan erenleri, Anadolu'da yaşayan Hıristiyan gruplarla, göçle gelmiş Türkmen grupları, eğitim ve imar faaliyetleriyle aynı kültür potasında yoğurmuş, Anadolu'nun kültürel bütünlüğünün oluşmasında ve merkezi otoritenin oluşumunda hayati bir rol oynamamışlardır. Göç yoluyla Anadolu'ya gelen bir kısım derviş dağ başlarına, kimsenin olmadığı yol kavşaklarına yerleşmiş, burada zaviyeler açmış, boş topraklar üzerine kurdukları bu kurumlar zamanla kültür, imar ve din merkezleri haline gelmiştir. Böylece dini cemaatler her tarafa yayılmış; ahlak, edep, davranış, inanış kuralları standartlaşmış, bilgi ve bilim devrin olanakları içerisinde bu merkezlerde üretilmiş ve yayılmıştır. Bu dervişlerin köylere yerleşerek toprak işletmeleri ve eğitim ile meşgul olmaları yöneticiler tarafından da desteklenmiş, dervişlere birtakım ayrıcalıklar verilmiştir. Sonuç olarak Anadolu'nun en ücra köşelerinde dahi zaviyeler açılmış ve verilen eğitim sayesinde ortak bir kültürel doku oluşmaya başlamıştı. Bu amaçla Anadolu'ya gelmiş olan ve Kütahya'ya yerleşmiş sağlıklarında türlü vesilelerle dünyevi, uhrevi hizmetleri ile özlerine uygun tutumları ile maddi eserleri ve manevi kişilikleri ile çevrenin saygısı kazanmış, bir kısmı güzide şahsiyetlerin merkatları zamanla kutsileştirilmiş ve buralara gelinerek mum yakılmaya, adak adanmaya, dertler, tasalar için medet umulan ziyaretgah halini almıştır.Kütahya merkezde tespit edilen türbe, yatır ve ziyaretgah yerleri:

AHİEVREN TÜRBESİ : Ahi Evren mahallesinde Cennet Çeşme Sokağında caminin 50 metre kuzeyinde bulunan türbe, basit bir çatı altında olup içeride dört merkat vardır. Bunlardan en başta ve en büyük olan Ahi Evren Babaya ait olduğu söylenir. Kitabesi yoktur. Halk arasında tekke olarak anılan bu makamın halen tekke ve mescide benzeyen tarafı yoktur. Kadınlar buraya gelip hacet dileyip yalvarıp yakarmaktadır

AHİ İZZETTİN TÜRBESİ : Ahi izzetin Mahallesinde İshak Fakih cami civarındadır. Kapı örülü olduğu için bitişiğindeki evden girilir. Açıkta bulunan merkatın başucunda bir taşta "ya hay, ya gani 29-1071" yazılıdır. Yakup Çelebi imaretinin aşçılığını yaptığı söylenir. Kadınlar buraya gelerek adak adarlar.

AHİ ARSLAN TÜRBESİ : Sultanbağı Ahiaslan Sokağında Çatal Mescidin civarında halk arasında "imam avlusu veya konak avlusu diye anılan alanın bitişiğindedir. Avlu içinde iki merkat vardır. Kitabesinde "haza kabr'şşam el-merhum el-mağdur essait, eşşehit İhsan efendi" okunmaktadır.Çevre de Arslan Sultan Tekkesi diye anılmakta ve her hacetin kabul edildiğine inanılır.


AHİ ERBASAN : Ahi Erbasan mahallesindeki mezarlıktadır. Müzeye gönderilen taşından birinde "el-melik-ül mülk Hüvel baki el-mağfur 801" yazılıdır. Germiyanoğulları zamanındaki Kütahya ahilerindedir. Türbeye adaklar adanır ve mevlit okutulur.

PAŞAMSULTAN :


Ulucami ile İshak Fakih cami arasında ana cadde üzerinde olup giriş kapısı Kurşunlu Cami Sokağına giden yoldadır. Kurşunlu Camini yaptıran ve Ahi şeyhlerinden olduğu anlaşılan Şeyh Mehmet bin Şeyh Alaaddin bin Şeyh Nurettin'in Hacı İbrahim Cemal'in cedi olduğu anlaşılmaktadır.


ERGUNİYE TÜRBESİ : Celalettin Ergun Çelebi, Mevlana Celalettin Rumi hazretlerinin oğlu Sultan Veled'in kızı Abide Mutahhare Hatun ile Germiyan beyi Süleyman Şah'tan doğma İlyas Paşa'nın oğlu Çelebi Burhanettin'in oğludur. Hazreti Ergun Kütahya Mevleviliğinin ulularından ve olgunlarından büyük bir zat olup ömrünün ortasında hilafet tacını giyerek Kütahya Mevlevi dergahının postnişini olmuştur.Ergun Çelebinin ölümünde vasiyeti üzerine buraya gömülmüş ve burası Erguniye Türbesi olmuştur. Mevlana torunlarından ve postnişinlerinden 13 kişi gömülmüştür.

GAYBİ SULTAN TÜRBESİ :


Sunullah Gaybi Efendidir. Musalla me zarlığında kümbet altında bulunan büyük mutasavvıf Gaybi Sunullah hazretlerinin türbesi de ziyaretgahtır. Halk burada mevlit ve Gaybi'nin kendi eseri olan Hüda rabbim duasını okuyarak niyazda bulunurlar.

KARADONLU CAN BABA TÜRBESİ : Pirler mahallesi Karadonlu Sokak'ta Kardonlu mescidin karşısındadır. Arkalı önlü 6 büyk 3 küçük 9 kabir vardır. 1.yy.da Anadolu'ya gelen Aleviliği yayan pirlerden Karadonlu Can Baba'nın türbesidir. Kütahya'ya gelip yerleşmiştir. Meşhur Ahteri de bu şeyhe intisap ettiği ve senelerce hizmet ettiği bilinmektedir.

DİĞER TÜRBELER: Ahi Mustafa, Cemalettin Sultan, Damlarca, Erenler Tekkesi, Abdal Ece ve Seyit Ebül vefa,Bedrettin Sabiti Türbesi, Acem Sultan, Ali Bab, Alemdar Sultan, Bun Dede, Fatma Ana Türbesi, Gazi Musa, Hazırlık Sultan, Hacı İbrahim Sultan, İshak Fakih Türbesi, Karagöz Ahmet Paşa Türbesi, Şeyh Mehmet Salih Efendi Türbesi, Ömer bari, Şeyh Muslıhittin Efendi Türbesi, Ersek Sultan Türbesi, Rabia Hatun Gümüşeşik Türbesi, Kesik Başlar- Kurukafa, Yorgun Çelebi,Üçler-Yediler-Kırklar .
Merkez Köylerde tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Anasultan Türbesi (Anasultan Köyünde), Tekke Deresindeki Türbesi (Karaağaç Köyü), Hava Nine (Karaağaç Köyü), Pir Ahmet Beşiri Türbesi (Sabuncupınar) , Osman Dede Türbesi (Ilıca Köyü), Şeyh Halil Dede Türbesi (Bölcek Köyü), İki Ahi Türbesi (Ahalar Köyü), Seyit Ömer Türbesi (Seyit Ömer Köyü), Gevrek Seydi Türbesi (Gevrek seydi Köyü), Doğuarslan Köyü Türbesi (Doğuaslan Köyü).
Altıntaş da tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Seydi sül Türbesi (Altıntaş köyü), Akçaköy Türbesi (Akça köy), Aykırıkçı Türbesi (Aykırıkçı Köyü), Çakırsaz Köyü Türbesi (Çakırsaz Köyü), Söylemez Türbesi (Gecek Köyü), Garip Dede Türbesi (altıntaşköyü), Alıncık Köyü Türbesi Alıncık Köyü).
Aslanapa da tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Kureyşler Tekkesi, Fadime Ana taşı Adak Yeri (Kureyşler Köyü)
Domaniç de tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Hayme Ana Türbesi (Çarşamba Köyü).
Dumlupınar da tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Cafer gazi Türbesi, air Şeyhi Türbesi, Şehitlikler (Hamur Köyü Şehitliği, Ağaç Köyü Şehitliği, Aslıhanlar Köyü Şehit Mezarları)
Emet de tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Reşat Efendi Türbesi, Kız Dede Türbesi (Örencik), Sefer zade Türbesi (Örencik), Bahatlar Köyü Türbesi.
Gediz de tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Murat dağı Türbesi (Muratdağında), Karadonlu Cihan Baba Türbesi (Akçaalan Köyü), Hacıbaba Türbesi (Hacıbaba Köyü), gaflet baba Türbesi (Eski Gediz).
Hisarcık da tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Şeyhler Köyü Türbesi (Şeyhler Köyü)
Simav da tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Kavli Ahmet Türbesi, Arap Dede Türbesi, Ece Sultan Türbesi, Arap Dede Türbesi.
Şaphane de tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Koca Seyfullah Türbesidir.
Tavşanlı'da tesbit edilen türbe, yatır ve ziyaretgahlar; Bicaroğlu Arslan Bey Türbesi, Mülayim Dede Türbesi, Erendede Türbesi (Ali Köy), Kurt Dede Türbesi, Dedeler Türbesi, Sarı Dede Türbesi (Moymul), Terzi Dede Türbesi (Tunçbilek), Karadayı Hoca (Tepecik Köyü), Şaban Dede Türbesi, Ahmet Dede Türbesi (Ayvalı Köyü), Karaca Ahmet türbesi (Ayvalı köyü), Kösemihal Türbesi (Derbent Köyü).


Halk Oyunları Kütahya halk oyunları Zeybek grubuna girmektedir. Kaşıkla oynanır. Ege Zeybeği'nden küçük farklarla ayrılır. Ege'de zeybek dairesel formda oynanırken, Kütahya'da hem dairesel hem çizgisel oynanır. Zeybeğin temelinde tek başına, mert, cesur, savaşçı bir erkek vardır. Üretken, koruyan, iyi ahlaklı, vakur ve adaletli zeybek başı, Anadolu insanının temsilcisidir.
Kadın ve erkekler tarafından oynanışı farklıdır. Erkek zeybeği ağır, hızlı. kırık diye üçe ayrılır. Tek başına oynanabildiği gibi 2,4,6'lı grup olarak da oynanır.
Kadın oyunları tek başına ve tek oyunla biten (Yasemen Dalı ), yengeler oyunu, gelin (Paça günü) oyunlarıdır ki kaşıksız oynanır. Paça günü gelin oyunda bereket simgesi arpa saçar. Arka arkaya 3 oyun oynanır : Ahmet Bey, Gar mı Yağdı, Tıpır tıpır veya Yoğurdum Var, A Hamamcı, Hop Şimidallı şeklinde gruplaşan oyunlar ağırdan hızlıya doğru oynanır. Cuma günleri toplanılan ve "Kızlar içi" denen eğlentilerde, kına eğlencelerinde zengin süs takıları ve giyitleriyle tekrarlanan oyunlar bir yandan da genç kızlara öğretilir. Oynamayı bilmeyen, endamlı yürüyemeyen kızlara "Hiç mi Cuma debleği görmedin" denir. Erkeklerde ise yaren denilen gezeklerde tekrarlanan oyunlar gençlere hem öğretilir hem oynatılır. Kütahya'da gezekler tüm canlılığıyla devam etmektedir.


Müzik Kültürü Kütahya, folklorik özellikleri bakımından tarihi ve kültürel mirasına paralel bir zenginliğe sahiptir. Antik çağda yaptıkları müzik yarışmalarıyla ünlü Frigler ile şairleri, edipleri, halk ozanlarını koruyan Germiyanoğulları ve bestekar padişahlarıyla ünlü Osmanlılar'ın şehzadeler şehri olan Kütahya, her alanda olduğu gibi musiki alanında da Türk sanat dünyasına önemli katkılarda bulunmuştur. Kütahyalı seyyah Evliya ÇELEBİ; seyahatnamesinin 9.cildinde Kütahya ile ilgili kısmında Germiyan beyi II.Yakup'un (1387/1429) çok iyi saz çaldığından ve Çöğür adı verilen sazın mucidi olduğundan bahseder.
a- Klasik Türk Musikisi : Kütahya Mevlevihanesinde yetişen bestekarlar Osmanlı Sarayında şehzadelere hocalık etmişler, Türk Musikisine değerli eserler kazandırmışlardır.
Ali Nutki Dede Efendi (1762-1804) Şevk-ü Tarab makamında Mevlevi Ayini, Abdulbaki Nasır Dede Efendi (1765-1821) III. Selim'in yanında bulunmuş ve yedi makam bulmuş, iki Mevlevi Ayini bestelemiş, Abdurrahim Künhi Dede Efendi (1769-1831) Hicaz makamında ayin bestelemiş olup, Kütahya'nın Sekiören Köyü'nden Ebubekir Dede'nin çocuklarıdır.
Kütahya Mevlevihanesi'nin Neyzenbaşı Saatçi Mustafa Efendi (1938) "İntizar-ı makdeminle nev bahar eyler Hulul" adlı Hisar buselik eserin bestekarıdır.
"Gittin, bu gidiş ölümden de beter" adlı Uşşak eserin güftesi Kütahyalı Kemani Fazıl Güvey'e aittir. Yaşayan Kütahyalılar; Neyzen Ahmet Yakupoğlu, Şemsettin Güvey, Neyzen, Tamburi Erhan Akalın, Ercüment Akalın, Yavuz Akalın, Yusuf Kayya, Mustafa Özoruç, Ümit Takma, Çiğdem Kırankaya, Nilüfer Özkan, bestekar, saz ve ses sanatçılarımızdır.Bunlardan bazıları TRT , Kültür ve Turizm Bakanlığı korolarındaki temsilcilerimizdir.
Günümüz Kütahya'sında Ahmet Yakupoğlu, Doğan Karaa, Emin Kavdır ve Tekin Uğurel yönetiminde Klasik Türk Müziği, Tasavvuf Müziği ve Türk Sanat Müziği dallarında dört topluluk çalışmalarını sürdürmektedir.
b-Halk Müziği : Arifi -Hacı Pesendi, Aşık Ömer, Dülgerin Hüseyin Ağa, Nuri Çavuş, Arabacı İbrahim Ağa, Hisarlı Ahmet, Terzi Sadık Türk, Ömer Kocaoğlu, Berber Kazım Baltaoğlu, Şevket Şentürk gibi sanatçılar, halk müziğimizin yüzlerce yıllık birikimini günümüze aktaran emeğin sahiplerinden birkaçıdır.
Mustafa SALÜN , Mesut TEZCAN ve Kudret KARAYİĞİT yönetiminde ki iki topluluklar Kütahya Türküleri ve Zeybek oyunları üzerindeki çalışmalarını sürdürmektedir. Eski Zeybek Oyuncuları Gemiş Rıza ve Fındık Hüseyin'in yanı sıra, Zeybek oyunlarını Mestan TURNA ve Selahattin Sezgin adlı ustalardan öğrenen Muammer TEZCAN, Ahmet ALPGİRAY ile Rıza TUNCAY ve Zafer BAYSAL'ın oyunlarının seyrine doyum olmaz.
Kütahya Türküleri, klasik Türk musikisi karakteristiğinde bir düzeye sahiptir ve makamsal özellikleri vardır. Örneğin; Ahmet Bey - Gerdaniye, Kütahya'nın Pınarları- Kürdi, A Hamamcı- Muhayyer, Hisar'dan İnmem Diyor- Kürdili - Hicaz, Havada Durna Sesi Gelir- Evç makamındadır.
Zeybek türündeki türkülerimiz, türkü dünyasında Ege Türküleri arasında yer almakta ve icrasının zorluğu nedeniyle Konservatuarlarda çoğunlukla sınav sorusu yapılmaktadır. Feracemin ucu sırma, Ben kendimi gül dibinde buldum, Yasemen dalını yar neden eymeli, havada durna sesi gelir bunlara örnektir.
Türlerine göre türkülerimizi beş bölüme ayırmak mümkündür: 1- Kına Türküleri (Tıpır tıpır yürürsün, Altın tas içinde gınam ezdiler, Yasemen Dalı, Gül Ezerler ) 2- Ahenk Türküleri ( Meşeden Gel, Portakalım, Öte Yakaya Geçelim) 3- Zeybek Türküleri ( Gar mı yağdı Kütahya'nın dağına, Ahmet beyin bir küheylan atı var, Sinanoğlu, Mustafam Gaşların Gare, Çatal Çam Başına Goydum Keseri) 4- Gurbet Türküleri İstanbul'un Gonakları Köşeli, Aydın'ın Meşeleri, Duman Vardır Güzel İzmir Başında, A İstanbul Sen Bir Han mısın ) 5- Seymen - Zeybek Geçiş Türküleri ( Mezar arasında, Hasıhlas başında).Deblek, cura, bağlama, zilli def, açık hava enstrümanları; davul, kaba zurna Kütahya ezgilerinin başlıca çalgılarıdır. En çok söylenen ve bilinen türkülerimizin başında Kütahya'nın Pınarları Akışır, Meşeden Gel, Hisardan İnmem Diyor, Mezar Arası, Hasılhas Başında, Gediz Pazarı, Elif Dedim, Feracemin Ucu Sırma, Karanfil Oylum Oylum, Ah Hamamcı gelmektedir. Yaşanmış olaylar, acı, keder ve sevinçlerden konusunu alan Kütahya Türkülerinin pek çoğu derlemeci ve icracı ünlü Hisarlı Ahmet (1908-1984) tarafından TRT Repertuarına kazandırılmıştır. Oğlu Mustafa Hisarlı, TRT İstanbul Radyosu saz sanatçısıdır. Halen Kütahya Türküleri ile Gelenekleri, konusunda iki kitap hazırlayan derlemeci ve icracı Mustafa SALÜN'ün yanı sıra, Mesut TEZCAN, Metin KIYMIK, Süleyman ORUÇ, Zeynel SAĞ, Kütahya Türkülerini seslendiren yerel sanatçılarımızdır.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Alt 28-05-2008, 22:51   #5
No_Name

 
No_Name - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: 08-03-2008
Mesajlar: 2.131
Uye No:33
Tecrübe Puanı: 290
Karizma Puanı: 195860
Karizma Derecesi
No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde No_Name şöhret ötesinde
Standart

Giyim Kültürü KADIN GİYİM KUŞAMI
Anadolu'nun her yanında kendine has folklorik özellikle bölgenin kültürünü yansıtan giysileri vardır. İç Anadolu, Marmara ve Ege Bölgeleri kavşağında bir geçiş noktasında bulunan Kütahya'da özellikle kadın giyimi Anadolu'nun başka hiçbir yerinde olmayan bir farklılık ve zenginlik taşmaktadır. Kütahya, Germiyan Beyliği ve Osmanlı saray giysilerinin etkisi altında en kaliteli renkli ipek işleme, sim sarma gibi tekniklerle kadife, atlas, yünlü mantin kumaşlar üzerine işlenmiş çok değerli kıyafetlere sahiptir. Anadolu'da düğün giysisi olarak bir veya iki çeşit giysi varken, Kütahya'da Bindallı, Yolaklı, Dallı, Eğrimli, Çatkılı, Tefebaşı gibi çok çeşitleri vardır.Bunlar da kendi içlerinde ayrıca üçetekli entari ve şalvarlı olarak ayrı türlere ayrılır. Giyilen elbise giyenin düğündeki durumunu, hangi taraftan olduğunu tanıtır.

Gelin Kıyafeti TEFEBAŞI
Kütahya düğün giysilerinin en ağırı ve en değerlisidir. Evvelce İran'dan gelen el tezgahı dokuması ipek gibi yumuşak yün kumaş üzerine altın suyuna batırılmış gümüş sırma ile el ve gergef işi ile işlenirdi. Şimdilerde canfes ve ince yünlü kumaş üzerine ipek sarı,beyaz bükme, kesme yassı teller ile işlenerek pullarla ve tırtıllarla zenginleştirilmiş ağır kumaştır.
Tefebaşı takımı iki türlüdür. 1-Tefe başı uzun entari al gömlek üstüne fermene, 2-Tefebaşı şalvar, al gömlek üstüne fermene'dir. Genellikle kırmızı veya camgöbeği mavi renkte kumaş kullanılır. Sırma ipek iplikle işlenir. Aralarına ipek çiçekler ve dallar yapılır.Serape işlemeli tefebaşı, haren denilen tarzda işlenir. İşlemeler verev oluşturarak simetriktir. Kenar bölümlerinde sırmalı kaytan veya ipekten yassı oyalar bulunur.Tefebaşı fermenesi ağır ve ihtişamlıdır, kumaşta renk olarak mor ve al tercih edilir. İşlemesi dökme sırma denilen sırma hiç kesilmeden bütün fermenede dolaşması ile yapılır. Tefebaşı entari, uzun önü açık, iki yan dize kadar yırtmaçlı, kol kapakları geniş ve el üzerine kadar uzamaktadır. Çintiyani, entari şalvarıdır. İçe al gömlek giyir.Gelin başıyla birlikte giyildiğinde gelin giysisi olur, Tefebaşını başı daneli ve üç etekli olarak kız yengesi, şalvar takımlı olarak erkek tarafı yengesi giyer. Gelin Başı, konik külah şeklinde bir karton başlık tel kırma işli taç krebi ile kaplanır. Başlığın görülebilecek ön kısmı elmaslarla süslenir. Dikdörtgen biçiminde kırmızı renkte krep kumaştan bir örtü konik fesin tepesinde büzülerek diğer ucu bel altına kadar uzatılır. Duvağın tüm kenarlarında sarı tel kırma işi vardır, iki yandan gelin teli sarkar.Kıyafetin içine önü ve kol ağızları tel kırma işi al gömlek giyilir. Dizi altın elmas kolye, kütem inci, elmas yüzükler giyimi tamamlar. Bele gümüş kemer takılır.

PULLU
Kütahya düğün giysileri içerisinde ikinci derecede ve Tefebaşından sonra gelen en değerli gelin ve yenge giysisidir.Pullu mantin veya canfes kumaş üzerine ipek ve sırma ile işlenmiş yolaklı biçimde üçetek ve şalvarlı olmak üzere 2 çeşidi vardır. İşleme şekline göre de aynalı pullu, süpürgeli pullu vardır.
Aynalı Pullu, canfes kumaş üzerine gümüş sırma ile işlenir. Sırma tek sıra olmayıp üç dört sıra halinde gergefte tespit edilmiş kumaş üzerine uyumlu kıvrımlar ile dal ve çiçek oluşturacak şekilde iple kumaşa tutturulur. Dal ile çiçeklerin başlangıç noktalarında camgöbeği veya gök mavisi oval canfes kumaş aplike edilir.Gömeçlerin etrafındaki sırma dal ve çiçekler diğer gömeçten çıkan dallara kadar uzanarak, birbirine değmeden sonlandırılır. Düğünlerde erkek tarafı yengeleri giyerler.
Süpürgeli Pullu, aynalı pulludaki dal ve çiçeklerden daha geniş, süpürgeye benzer ve elips olmayan gömeçler işlenir Uç kısımlarına pul, tırtıl işlenir. Gelin ve kız yengelerinin elbisesidir.

DİZİBAĞLI
Çok sevilen, halk tarafından çok tutulan ve en eski giysilerinden biridir. Kadife, mantin, çuha kumaş üzerine işlenir.Çuha kumaşta erguvan, siyah ve mavi, kadifede fes rengi tercih edilir. Şalvarı çok uzun olmayıp bele sokulmaz. Belden itibaren yanlardan sırma kordonların ikiye bükülerek tutturma tarzında işlenen bordürler her iki diz üzerine gelerek yanlara doğru ahenkli bir motifle açılım gösterir. Paçaların kenarına sim kaytan süslemektedir.İçe giyilen gömleğin kol uçları, fermenenin işlemesi göğüsten başlayarak yan ve sırtına dolaştıktan sonra omuz başlarından kol üstüne dökülür.kol uç kısımları içe doğru girintilidir.Diğer fermenelerden farklıdır. Giysi çok genç gelinler ve kızlar kına ve çeyiz altı törenlerinde giyerler. Küçük kızlar kınada, el yakma töreninde giyilir.


ÇATKILI

Giysi şalvar ve fermeneden oluşur. İpekli veya kadife kumaş üzerine kol, yaka ve paçaları bordürlü, birbirini çapraz kesen ve araları çiçek demeti olan sim sarma dival işlenmektedir. Kumaş olarak siyah, mor, lacivert renkler tercih edilir. İçine al gömlek giyilir. Bu giysi yengeler ve düğün evinin akrabaları tarafından giyilir.


EĞRİMLİ

Siyah, lacivert veya mor kadife üzerine kıvrımlı dallarla işlendiği için bu adı almıştır. Şalvarın yan ve ön ortaları boydan boya kıvrımlı dallar, diz hizası ise açılan çiçek motifleriyle kaplıdır. Bu motifler sim sırma dival tekniği ile işlenmiştir.Üste yine kıvrımlı dalların 45 derecelik açı ile eğik ve sık yerleştirilmesiyle işlenen sarka giyilir. İçine kırmızı ipekli kumaş üzerine yaka, ön ve kol ağızları tel kırma işli al gömlek giyilir. Başa ise kıyafetle uyumlu iğne oyalı dane örtülür.

DALLI
Kütahya düğün giysilerinin en hafif türlerindendirler. Hareli, atlas, mantin, kadife kumaşlar üzerine işlenir. Mor, lacivert, siyah koyu yeşil renkler tercih edilir. Paçanın etrafına sim kaytan geçirilir, hemen üstünde ince sim dalların arasından yukarı doğru düzenlenmiş çiçek demeti, sağda ve solda büyük sırma dallar, şalvarın bütününde aralıklı küçük dallar serpiştirilmesiyle yapılır. Her dal ayrıdır. Dallar birbiriyle bağlantısız, biriyle uyum içindedir. Dallar yaklaşık on santimetre kadardır. Dallı takım; şalvar ve fermeneden oluşur.Şalvar ve fermene işlemesi, birbirini tamamlayıcı durumda ve aynı dallar işlidir. Şalvarın içine al gömlek giyilir. Takı olarak dizi altın, külte inci, elmas takılır. Düğünlerde kıyafet değiştirilmektedir. Gelin yengelerinin ikinci kıyafeti olarak giyildiği gibi gelinin arkasından baklava götürenler tarafından da giyilir.

SÜS VE TAKI

Kütahya'da süs ve süsleme takıları önemlidir. Takılarda altın çok önemlidir. Altının yanı sıra inci ve elmas ayrı bir özellik gösterir.Merkezde baş sadedir. Gelin başı elmas taşlarla süslüdür, diğerleri oyalı dane (yazma) kullanırlar
Oyalı daneler kare şeklindedir.Günlük kullanılan yazmaların çevresi boncuklu ve mekik oyalı özel günlerde kullanılan yazmaların çevresi iğne oyalıdır.Oyalı yazmalar elbisenin ağırlık ve zenginlik türüne göre seçilerek kullanılır. Tefebaşı elbisesi üzerine Fermene oyası, Pullu elbisesi üzerine Gül oyası, Eğrimli ve Çatkılı elbiselerin ise zerren kadeh oyası, Dizibağlı, Dallı ve diğer sırmalı elbiseler de ise Hıyar çiçeği oyası, Züla sümbül oyası, Menekşe oyası, Küpeli oyası, Gönül dolabı oyası olan yazmalar kullanılır.Boyundan göbeğe kadar uzanan sıra altın takılır. Bu altınların ortasına dövme beşibirlik takılır.Altının dışında elmas gerdanlık veya kültem inci takılır. Bele gümüş kemer takılır.


Kıyafetlerde Kumaşları ve Malzemeleri
ALKUMAŞ;
düz kırmızı renkte ipekli kumaş türüdür. Dizibağlı kıyafetinde kullanılmaktadır
ATLAS;
Düz renkte parlak bir kumaştır. Günümüz saten kumaş türlerini andırır. İç gömlekte kullanıldığı gibi bindallı işlemesinde de kullanılmaktadır.
BADİLCANİ;
koyu bordoyu andıran ipekli kumaştır. Beyazla morumsu, kırmızı çizgiler ihtiva eder
BÜRÜMCÜK;
Atkısı ve çözgüsü çok iyi büküldüğünden dokuma kıvrımlı ve yumuşak olur. Genellikle beyaz ve krem rengindedir. Beyaz çözgü telleri arasına, pamuk ipliği karıştırılmışsa, dokuma biraz daha sert olur. Bu tür bürümcüklere hilali denir. Kadın giysilerinde iç gömleği olarak kullanılır.
CANFES;
Saf ipekten hafif bir kumaştır. Kaftan yapımında kullanıldığı gibi Dallı ve Pullu elbiselerin üst sırma işlemeli kısımlarında kullanılır. Kırmızı ve erguvani renkleri daha fazla kullanılır.
ÇUHA;
En değerli ve en çok kullanılan kumaştır. Erkek giysilerinde kullanılır. Yünlüdür
HARELİ;
Taftadan saf ipek veya pamuk karışı, kadın günlük giysilerinde kullanılan kumaş türüdür
İZMİRLİ;
çeşitli renklerde geniş yolaklı ipeklidir. Yolaklar iri çiçekli ve dallıdır. Uzun şalvar ve uzun entari dikiminde kullanılır
KADİFE;
malzemesi ve desenleri itibariyle çok çeşitleri vardır. İpek veya adi ipek, düz olanı (sade), desenlisi (munakkas), atkısı ipek olanı (mav)dır. Tüm cepkenlerin işlemesi kadife kumaştandır.
KURON;
genellikle kadın giysilerinde kullanılan ipek türü bir kumaştır.
TİRŞE;
yeşil, beyaz çizgili kumaştır. Merkezde kadın gömleği, çevrede şalvar ve üçetek dikilir
YOLAKLI;
renkli yolakların araları sırma işlemelidir.Uzun entari ve şalvar yapılır
SIRMA;
Altın ve gümüş tel metallerin ince tel haline getirilip iplikle sarılarak klaptan haline getirilmesiyle olur. Tefebaşı ve fermeneler altın sırma ile işlenir. Sırma işleme sırmanın kumaş üzerine gezdirilmesi kenarlarından iplikle alttan tutturuması şeklindedir.
KAYTAN;
Sırmalı kaytan gevşek dokunmuş, üzerine sırma işlenen, saç örgüsü şeklinde bir kordondur.Fermenelerin kol ağzı ile paça kenarlarında kullanılır. Yün ve ibrişimden yapılan burma kaytan erkek elbiselerinde kullanılır.
PUL;
altın gümüş gii metalin delikli küçük yuvarlak ve 2-3 cm çapında ortası delik hale getirilmiş süsleme malzemesidir. Aynalı ve süpürgeli pullularda kullanılır.

TIRTIL;
İnce tellerin kıvrılarak veya spiral hale getirilen süsleme metalyalidir

ERKEK GİYİM KUŞAMI
Geçiş noktasında bulunan Kütahya'da erkek giyiminde de kendine özgü özellikler vardır. Şehir merkezi ve ilçeler arasında farklılık görülmekte ilçeler çevre merkezlerden etkilenmişlerdir. Merkezde kadın giyimindeki saray etkisi erkek giyimine de yansımıştır.Karasal iklimin hüküm sürmesinden dolayı erkek kıyafetleri yünlü ve kalın koyu renk kumaşlardan yapılmaktadır.

Kelepoş;
serpuş da denilen külahımsı başa giyilen takkedir.Sivri ucundan başlayarak çevresi oyalı ve desen işlidir.


Fes ,
bordo renkte püsküllü başlıktır. Çevresine ipek kumaştan poşu veya işli sarık sarılır.
Poşu ,

ipek yada ipek cinsi kumaştan kare şeklinde kelepoş veya fesin çevresine sarılan uları püsküllü ve ince veya kalın çizgili örtüdür.
Bedene giyilenler

Mintan, gömlektir. Kalın pamuk veya yünlü yolaklı çizgili ve renkli kumaştan dikilir. Önü yarısına kadar yırtmaçlı ve kol ile ön yırtmaç bölümlerin üzeri kaytan işlidir.

Aksesuarlar
İşlemeli peşkir
El temizliği için kullanılan pamuklu kumaş üzeri işlemeli örtüdür
Köstekli Saat
Gümüş ve üç parçadan oluşur. İlk parça boyuna takılır, ikinci parçaya saat talır, üçüncü parça silahlığın sol tarafından üstten sarkılır
Tütünlük
Gümüş tabakadır.Deriden bir kemerle omuzdan takılır
Piştov
Tabancadan büyük silahtır.
Saldırma
Silahlıkta taşınan kılıcın bir türüdür.


Cepken
Yörede gazeki denir. Gömleğin üzerine Camedanın altına giyilen kalın kumaş dikilen vekol ve ön kısımları kaytan işli giysidir. Uzun kollu ve bel kısmı kuşağın altında kalacak ve tam bedene oturacak şekildedir

Camedan

Kartal kanadı da denir. Bedenin en üstüne giyilen camedan, koltuk altları cepken görünecek şekilde açıktır .Omuzları kartal kanadına benzer, tamamı işlidir.İşleme özelliği nedeniyle kumaşın rengi görünmez. İşlemesi düzgün yapılan camedan yere konduğunda hiçbir yeri kırılmadan dik durur.Camedanın ihtişamı giyeni de heybetli gösterir.


Bel altına giyilenler
Elifi Don
Koyu renkli kalın yünlü kumaştan dikilen ağlı uzun şalvardır. Dize kadar bol, dizin alt bölümü bacakları tam saracak şekilde dar dikilir.Ayak bilek kenarları yırtmaçlıdır Kenar an bölümleri burma kaytan işlidir.Gazeki altına giyilir. Günlük giyilmektedir.

Potur
Koyu renk kalın yünlü kumaştan genellikle cepken kumaşından diz altına kadar uzanan yanları kaytan işli ağlı şalvardır.Potur giyilmesi durumunda diz görünmeyecek kadar tozluk giyilir.

Bele giyilen
Şal
Bele geniş yollu yünden dokuma Lahuri, Acem, Hint, Kabaşal kuşaklar sarılır
Silahlık
Şalın üzerine giyilen çok cepli dikdörtgen biçiminde dört köşesi önden saracak biçimde ve arkadan kemerleri ile bağlanan koruyucu özelliği olan ve malzeme koymadan kullanılan bir giysidir. Silahlık kalın gres deriden yapılır. Katlarına veya ceplerine ihtiyaç olabilecek bütün eşyalar konulabilir.

Ayağa giyilenler
Tulumbacı Yemenisi
Ucu sivri, deriden yapılmış ayakkabıdır. Yemeninin üzerine tozluk giyilmektedir. Bunun uanında uzun konçlu lapçın, mest ve kalçın giyilmekteydi.

Çizme
Kalın deriden körüklü ve körüksüz olmak üzere iki çeşidi olan ayakkabıdır.Genelde efe ve zeybekler giymekteydi

Tozluk
Lapçın, çarık, kalçın ve mest üzerine geçirilerek ayak bileklerinden dize kadar uzayan bir giysi tamamlayıcısıdır. Şalvarın aynı kumaşından kumaşın rengi görünmeyecek şekilde işlidir.

Çorap
Yünden örme çoraptır. Rengi genelde sade ve diz boyundadır.

Geleneksel Sanatlar-Zanaatlar El Sanatları

Kütahya'nın zengin kültürünün önemli bir parçasını da el sanatları oluşturur. Kütahya'da geleneksel el sanatlarının yanı sıra yalnız bu yöreye özgü el sanatları da yaşamaktadır. Özellikle çiniciliğin Türkiye ve dünyadaki yaşayan önemli merkezlerinden birisi Kütahya'dır. Yine tahta kaşık oymacılığının yurdumuzda yapıldığı ender yerlerden biri, Gediz- Saruhanlar köyüdür. Ata sanatlarımızdan olan elmas işlemeciliği günümüzde halen yaşamaktadır. Tavşanlı'da leblebicilik ve kilitçilik ile Simav'daki hasırcılık ve urgancılık, keçecilik yalnız bu yörelerimizde yaşamaktadır.

Çinicilik:


İlin simgesi ve onu bütün dünyaya tanıtan "Çinilik" Kütahya'da en önemli sanat dalı olmanın yanı sıra halkın önemli bir geçim kaynağı olma özelliği de taşır. Kütahya'da Hititlerle başlayan keramik yapımı Osmanlı dönemi sonuna kadar sürekli gelişme göstermiştir. Kütahya, 100 yılı aşkın bir süre Selçuklularla Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalmıştır. Bu dönem çiniciliğinde Bizans ve Selçuklu kültürünün özellikleri birlikte kullanılmıştır. Daha sonra Beylikler dönemine giren Kütahya'da Osmanlı etkisi görülmeye başlamıştır. 13l4 tarihli Umur-Bin Savcı Medresesi'ndeki Abdülvacit Efendi'nin sandukasında, 1429 tarihli II. Yakup Bey Türbesi'nde erken Osmanlı dönemi renkli sırlı çinilerin kullanıldığı görülmektedir. 15. yy. Osmanlı seramik ve çini sanatı, mavi beyaz grubu çinileri ile dikkat çeker. Bu orijinal mavi beyazlar Hisarbey Cami (1487) ile Kükürt Köyü Camiinde (l697) görülmektedir. 15. yy. mavi beyaz çinileri Kütahya'daki bazı yapıların yanı sıra İstanbul ve Kudüs mimari eserlerinde de kullanılmıştır. 16. yy.'da Kütahya çini ve seramik sanatı faaliyetlerinin yavaşladığı görülmekle beraber, İstanbul ve diğer önemli merkezlerde yapılan mimari eserlerde, Kütahya çinilerinin kullanıldığı görülür. Günümüzde ihraç malları arasına giren, desen ve renk zenginliği kazanan Kütahya Çiniciliği olumlu bir yoldadır. İrili, ufaklı 500'e yakın atölyede yapılan çiniler yurt içi ve yurt dışındaki pek çok eseri süslemektedir. Çinicilikte kullanılan hammaddeler, Kütahya ve komşu illerden sağlanmaktadır. Bu hammaddeler, plastik ve plastik olmayanlar diye ikiye ayrılır. Plastik hammaddeler grubuna; Kırklar toprağı, gri Bilecik kili, maya ve çamaşır kili, plastik olmayanlar grubuna; Çakmak taşı, Beyaz Bilecik kili ve tebeşir girmektedir. Bu hammaddelerin belli oranlarda karıştırılmalarıyla çark, döküm ve pres diye adlandırılan üç tür harman hazırlanır. Çark harmanında; düz duvar tabağı, vazo, saksı ve şekerlik, döküm harmanında; biblo, bardak, tabak ve küllük, pres harmanında düz veya desenli duvar karoları yapılır.

Dokumacılık:
Halı ve kilim dokumacılığı, köy ve kasaba evlerinde el tezgahlarında günümüzde de önemli bir gelir kaynağı olarak sürdürülmektedir. Saray halıları adıyla anılan ve Osmanlıların en parlak döneminde üretilen Simav halıları, daha çok yaprak ve çiçek motifleriyle bezenmiştir. Yün ve pamuktan halıların yüzeyi ve bordürü kıvrık damarlı yapraklar, rozet ve nar çiçekleri, sümbül, karanfil gibi motiflerle bezelidir. Simav halıları kök boya (alizarin) ile renklendirildiği için "kök boya halı" diye de anılır. Geçmişte el tezgahlarında yöreye özgü kumaşlar da dokunmaktaydı. Günümüzde daha çok Gediz ve Şaphane'de sürdürülen el dokumacılığında yalnızca bez üretilmektedir. Yine yöremize özgü Yörük halıları, Aslanapa İlçesinin Bayramşah köyünde dokunmaktadır.

Oya İşlemeciliği:
Oya, işleme araç gereçlerine ve işleme tekniğine göre çeşitli adlar alır. İğne oyaları, tığ oyaları, mekik oyaları, koza oyaları, yün oyaları, mum oyaları, boncuk oyaları, dokuma oyaları bunların değişik örnekleridir. Kütahya'da oyacılık, "iğne oyacılığı" biçiminde genellikle danenin çevresini süsleyen bir sanat olarak gelişmiştir. Kütahya oyaları biçimlerine göre beşe ayrılır. Bunlar gül, menekşe, zambak, papatya, karanfil, haşhaş gibi çiçeklere benzeyen oyalar, ıtır, şeftali, söğüt, karanfil yapraklarına benzeyen yaprak motifli oyalar, Gönül Dolabı, Mecnun Yuvası, Yar Yare Küstü gibi soyut adlı oyalar, Süreyya, Diba gibi özel yaşamları bilinenlere yakıştırılan oyalar ve Kaynana Oyası, Elti Küstü, Ana Güldüren, Malak Sattıran gibi övgü, yergi niteliği taşıyan oyalardır.

Elmas ve Gümüş İşlemeciliği:


Diğer el sanatlarından birisi de elmas işlemeciliğidir. Elmas işlemeciliği; Mıhlama, Sedakarlık, Minecilik, El Kalemi, Kraponyacılık, Ajurculuk, Foya Çakmakcılık, Cilacılık, Kumla Eskitme, Kalibrecilik ve Kalıpçılık gibi alt bölümlerden oluşmaktadır. Osmanlı döneminde Küçük Bedesten (Bit Pazarı) ağır elbise ve elmas işlemeciliğinin merkeziydi. Günümüzde elmas işlemeciliği yapan ustalar vardır. Kütahya'da, çok eski dönemlerden beri gümüş madeni çıkarılmakta ve işlenmektedir. Bu nedenle gümüş işlemeciliği de zaman içinde gelişmiş bir el sanatıdır. Telkarilik olarak da bilinen bu el sanatımız ile ilgili Dumlupınar Üniversitesi- Altıntaş Meslek Yüksek Okulu bünyesinde yapılan çalışmalarla sürdürülmektedir.

El İşlemeciliği:
Eskiden beri sürdürülen el işlemeciliği, yöre kadınlarının becerilerini, beğenilerini yansıtır. Günümüzde Kütahya Çini Müzesinde sergilenen peşkirler, uçkurlar, dane (yemeni) çevreleri, para, tütün ve saat keseleri bunların özgün örnekleridir. Peşkirlerin boyaları, iplikleri yerlidir. Keseler, pembe başta olmak üzere sarı, yeşil, al ve ak işlemlidir. Yer yer krem, bej ve gri kullanılmıştır. Çevre, arabiye, kaftan, kavuk vb. eşyada altın ve gümüş ipliklerle çeşitli motifler işlenmiştir.

Porselen:
Kütahya'daki ilk porselen fabrikası 1974 yılında faaliyete başlamıştır. Yüzyıllardır çinilerde sergilenen maharetler porselenlerde de yaşamaya başlamıştır. Günümüzde Türkiye'nin her yerine gönderilen porselenler pek çok ülkeye de ihraç edilmektedir. Kütahya Porselen ve Güral Porselen fabrikaları kaliteli porselen üretmektedir.

Yapi Sistemi Kagir zemin kat üstünde ahşap çatkılı ve kerpiç dolgulu, iki ve üç katlı, kiremit örtülü Kütahya Evlerinde; pencere pervazları, kafes, ana dikme ve kirişler, kapı ve çıkma payandaları ahşabın doğal rengindedir. Bağdadi sıva yüzeyler ise beyaz, kirli sarı, aşı boya ve çivit mavi ile boyanmıştır.Pencere ve kapı boşlukları bırakılarak doluluklar hımış tekniği olarak bilinen kıtıklı çamur sıvanarak düzeltilmektedir.Çatı kurguları ayrık düzende dört eğimli kırma üç ve iki eğimli beşik olabilmektedir. Çatı kaplaması alaturka kiremittir. Bacalar mahyadan biraz daha yüksek kurulmuş ve üzeri dört yada iki eğimli küçük çatı ile örtülmüştür.
Kütahya Evlerinde ahşap payandalı çıkma, mimari üslubun en önemli öğesidir. Sokakları dikey algılamaya elverişli, alabildiğine dışa açılma arzusunu yansıtan çıkmalar, çoğu üç katlı örneklerde kademelidir.
Orta ve iç sofa tipinin tercih edildiği 19 ve 20. Yüzyıl örneklerinde süsleme ağırlığının pencere pervazı, saçak, kafes ve cumba payandalarıyla dışarıya kaydığı görülür.

KATLAR
En eski Kütahya evleri genellikle tek katlıdır. Daha sonra dönemlerin evlerinin olanları genelde iki veya üç katlı olarak kurulduğundan plan tatbikatında bu katlar arasında üst üste uygunluk düşünülmüştür.Birçok ev kendine has yapı şeklinde görülse de Kütahya evlerindeki plan tanzimi bakımından klasik şekil; Alt katlar taşlık olarak planlanmıştır.Burası at ahırları, tarım araçları depolar, bazı hizmet yerleridir. Giriş kapıları atların girişine olanak verecek derecede büyüktür.Pencereler oldukça az sayıda ve küçük tutulmuştur. Sokak kapısından başka arka bahçeye açılan ikinci bir kapısı bulunmaktadır. Yaz aylarında bahçe kapısı sürekli olarak açık tutulur. Bazı örneklerde kapıya hiç gerek duyulmamış arka bahçe adete konut zemin katı ile bütünleştirilmiştir. Mahzen, hela, kömürlük, zahire ambarı, aş ocağı, maslak ve bir çamaşır taşı bu katta yer alır. Orta ve asma katlarda; günlük ikamet ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlanmıştır. Bu katlar aynı zamanda kışlık ikamet yerleridir 17. ve 18. yy. evleri açık sofalıdır.19. ve 20.yy başlarına tarihlenen örneklerde dış sofa yerine iç ve orta sofa yaygınlaşmıştır. Orta ve asma katların planları genellikle üste uyarsa da bu katların planı tasarruf düşüncesi ile hareket edilip geçit mahiyetinde dar sofalar ve küçük bölmeler şeklinde odalardan oluşmaktadır. Üst katlarda; genellikle misafir kabul yerleri ve yazlık oturma yerleridir. Üst kat planında ön v yan sofalara bağlanış vardır. Bu kat planlarında odalar ayrı ayrı sofaya açılır, geniş sofalarda oturmak için sabit ve seyyar sedirler vardır.Cihannüma hizmetini gören ve dışa karşı kısmen çıkıntılı köşkler bulunur.Üst katlara orta katlardan ve kısmen saçak altına alınmş serbest merdivenlerle çıkılır. Üst katlarda sofa tipine göre üç veya dört yanlı oda yerleşimi esastır. Açık sofalı evlerde yön manzaraya göre seçilmiş ve oda yerleşimi üç yana yayılmıştır. Tüm oda kapılarının açıldığı sofada zemin yükseltilerek seki yada köşk denilen oturma, dinlenme köşeleri yapılmıştır. Aş ocağının yer aldığı taşlıktan başka mutfak olmadığından günlük oda, yemek pişirme ve oturma yeri olarak da kullanılır. Genellikle kadınlar burada, erkekler baş odada oturur. Odalar oturma, yatma, yemek yeme, yıkanma eylemlerine elverişli dizayn edilmiştir. Çepeçevre sedirli, ocaklı bu odalardan özellikle baş odanın tavanı, ocak davlumbazı, gusulhaneyi de saklayan dolap kapıları,yüklüğü, kapılarının sofaya bakan yüzü çok parçalı ahşap oyma süslemelerle bezelidir. Baş oda dolabında kavukluk ve şerbetliği çok süslüdür.
ODALAR
Kütahya evlerinde günlük hayatın ihtiyacına göre özel yapılmış odalar yoktur. Her oda her işin için kullanılmaktadır. Bununla beraber yine de odalar arasında bazı farklar vardır.
Baş Oda : Misafir kabul edilen ve aile reisinin oturduğu odadır. Bu oda yüksek tavanlıdır, aynı zamanda evin en fazla süslenmiş odasıdır. Bu odada sokağa doğru bir çıkma vardır ki; cephesine ve iki yanına üç istikamette görüş imkanı sağlar. Bazen bu tip odalarda esas pencerelerin üzerine motifli kafa pencereleri bulunur. Normal pencereler ile kafa pencereleri geniş bir raf ayırmaktadır.Bazı baş odaların içinde bir dolap vasıtasıyla gusülhaneye geçilir. Bu odalar genellikle iki kısma ayrılır. Oturma kısmı (seki üstü) ve kapı önü (seki altı) Bu iki yer birbirinden seviye farkı ve parmaklık ile ayrılmıştır. Seki altı "pabuçluk" vazifesi görür ve burada hizmet görenler hazır bulunurlardı. Zemini bir kademe daha yüksek olan kısım oturmaya mahsustur. Burada pencerelerin önünde sedir vardır. Üç tarafı sedir olan evler vardır. Baş odalarda genelde halı serilidir. Sedirlerin üzerinde sedir halısı veya minder bulunur.Baş odalarda genelde ocak vardır.
Diğer Odalar : Baş oda dışındaki odalarıdır. Bazılarının tavanları alçak ve pencereleri küçüktür. Bunlara genelde kış odası denir. Tabiatıyla ilkimi soğuk olduğunda bu kış odalarında ocak eksik olmaz. Bu odalar asma katlarda ve genelde iki tane odanın yanında ve hayata açılır. Bu odaların duvarlarının en az birinde yüklük bulunur. Birinde ocak olur. Bazılarında ise yüklük dolabı görünümünde gusülhane olur. Bazılarında ise kiler- erzak deposu olarak kullanılan odaya geçilir. Genelde böyle evlerde bu odalarda yemek yapılır. Baş odanın dışındaki üst kattaki odalar ise yaz odası denilen güneşin az aldığı yazın ferahlamak için oturulan ve içinde ocak olmayan odalar vardır.

HAYAT
Kütahya'da sofa bölgesine hayat denilmektedir.Hayatın üstü çatı ile kapalı olmakla beraber dış yüzleri açıktır. Bu şekilde olan evler daima soğuk rüzgarlara ve yağmurlara maruz kalacağından ve evlerin mahremiyeti kalmayacağından dolayı hayatın iki tarafı kapatılır. Hayatın bir tarafında açık kahve ocağı olarak kullanılan bir bölüm ve diğer tarafında abdest alma yeri vardır. Buradan dökülen su doğrudan doğruya veya çörten vasıtasıyla avluya dökülür. Hayatın içinde veya dışarıya doğru ekli bulunan havadar bir oturma yeri vardır ki burada taht veya köşk denir. Köşkün zemini hayatınkinden daha yüksektir.
HELA :
Kütahya evlerinde helalar evin içinde değildir. Genellikle bahçede duvarları çok zaman ahşap ve kerpiçten yapılan ve bazen iriş kapısının bulunduğu duvarın kalınlığından yararlanarak sonradan asma kata genelde el yıkanan yerin yanına yapılan bir bölümdür.

YIKANMA YERİ
Kütahya evlerinde yıkanma yeri olarak kullanılan bir oda ve banyo bölümü genelde yoktur. Kütahya'da hemen hemen her mahallede kudretten sıcak sulu veya kaynatmalı hamamlar olduğu için ve Kütahya Bölgesi iklim olarak soğuk bir bölgede olduğundan evlerde ısıtılarak oluşturulacak yeri yeri yapılmamıştır. Kütahya'da hamama gitme yaygındır. Halk en az haftada bir kez hamama gider. Fakat bunun yanında odaların içinde dolap kapağına benzeyen alçak irtifalı çift kanatlı ir kapıdan girilen bir dolabı gusülhane olarak kullanmaktadır.Bu dolabın zemini çinko ile kaplanmış ve genelde binanın dış yüzeylerinde yapıldığı için suları bir meyille dışarıya akıtılır. Dolapta su teşkilatı yoktur. Su ısıtılarak kovalar vasıtasıyla temin edilir

MUTFAK

Kütahya evlerinde mutfak olarak adlandırdığımız ayrı bir yemek pişirme ve yeme yeri yoktur. Günlük oda denilen odalarda yemek pişirme ve yeme için kullanılır. Genelde ev halkı birlikte bu odada yerlerdi. Misafir geldiğinde erkekler için baş oda, kadınlar için diğer odalardan birine, ev halkı için yine günlük yemek yapılan odaya sofra serilir.
KAPI
Kapı binaya hariçten girmeyi ve onu harice karşı muhafazayı sağlar. Pencere binanın gözleri olduğu gibi kapıda düşmanı ret, dosta davetkar açılan ağız gibidir.
Dış kapılar; Kütahya'da evlere ekseriyetle bir sokak kapısından bahçeye geçerek girilir.Ev sokak kapıları binaların yegane süsüdür. Kapılar genellikle çift kanatlıdır. Kapılar ahşap kuşaklarla takviyeli ve kerpiç ile sıvanmış, badana edilmiş temel kısmı taş ve diğer büyük kısmı kerpiç kaplı bir duvar üzerindedir. Kuşakların vazifesi yalnız menteşeyi tespit etmek değil, üç sıra dövme çivilere altlık teşkil etmektir. Bu kanadın şekil değiştirmesini önlemektedir.
İç Kapılar; tek kanatlıdır. Kapı kanatlarının vazifesi kapı boşluğu olarak bırakılan kısmı korumaktır. Genellikle küçüktür. Kapıların çoğu seki altına açılırlar. Hepsinin eşiği vardır. Kapı kanadı açıldığı zaman oda içinin görünmemesi için kapının dolap derinliğinin içersinde bırakılan sahaya açılmasıyla sağlanır. Kütahya evlerinde aynalı ve geçmeli olarak yapılan iç kapılar yer almaktadır. Hayat bakan yüzlerinde fazla itinaya ve profiller rağmen iç kısımların kaba bir görünüşü vardır.

PENCERELER
Baş odalarda pencerelerin muhtelif istikamete açılmasına önem verilir. Bundan dolayı oda manzarası, havası ve güneşi fazladır. Odalardaki pencereler belli aralıklarla sıralanır, pencereler ince, uzun ve sık aralıklıdır. O dönemcam çok pahalı olduğu için kırıldığında küçük cam değiştirmek amacıyla pencerelerde 2-4-8 parçalı camlı pencereler kullanılmıştır.
DOLAP RAF
Odanın pencerelerinin olduğu duvar hariç hemen her duvarda çeşitli ihtiyaçları karşılamk üzere yerli dolap ve hücreler vardır. Bu dolaplar genellikle yerli ve gömmedir. Yaradıkları işe göre çeşitli isimler almaktadır. Yüklük, çubukluk, kavukluk, testilik, peşkirlik, lambalık, tembel deliği gibi. Yatak odasının ve mutfağın olmaması bu dolapların önemini artırmıştır. Yatağını yorganını sabah toplayıp yüklüğe yerleştirir. Tası tavası bu dolaplarda bulunur.Dolaplar ve raflar el yetişecek yükseklikte yapılır ve üst kısımları bazen sabit duvar veya ahşap kaplamalıdır.
TAVAN
Kütahya evleri için önemli verilen yerlerdendir. Kütahya evlerinde ahşap tavan kaplaması üzerine çıtalarla çeşitli şekiller verilir.Tavan kirişinin altına kaplama tahtası çakılır. Üzerine geometrik şekiller verilerek küçük çıtalar monte edilir. Bu tavanların genelinde orta göbek ve 4 kenarında göbeğin dörde biri yapılır. Bu tavan göbeğine çarkı felek denilir.Kütahya evlerinde baş odalarının ortasına çini tabak monte edilenleri vardır.Boyasız olduğu gibi altın sarsı, açık parlak sarı, kırmızı, koyu nefti yeşil, beyaz veya siyaha boyanmaktadır.
MERDİVEN
Kütahya evlerinde merdivenler ahşaptır. İki limon kirişi üzerine 3-4 cm. kalınlığında basamak tahtaları konulur. Basamak genişliği 25 cm. geçmez. Basamak yüksekliği 17 cm. den fazladır. Esas kata asma kat hayatından iki ayrı merdivenle çıklır.
FIRIN
Kütahya'da eskiden ekmeğini herkes kendisi yaptığı için evin avlusunda bir fırın bulunmaktaydı. Fakat avluların küçülmesiyle önce mahallede yapılan fırınlara daha sonra satın alınan ekmek olgusundan sonra fırınların azalmasına sebep olmuştur. İçi boş yarım küre şeklinde olan fırınların içinde çalı çırpı yakılır.
ÇAMAŞIRLIK
Eski mahallelerde oda şeklinde çamaşır yıkanılan yerler vardır. Bu odanın içinde suların ısıtılması için ocak yerleri vardır. Ocaklarda odun yakılır. Üzerine üç ayaklı saç ve kazan konularak su ısıtılır. Bu çamaşırlıklarda çamaşır yıkamaya yarayan taşlar vardır. Suyun aktığı oluklar ve çamaşırların durulanması için suyun dolduğu yerler vardır. Her mahallede böyle bir yer olduğu için halk genelde evde çamaşır yıkamaz. Bazı evlerin bahçesinde çamaşırlıktaki taşlardan bir tane bulunur, bahçeye kazan kurulup bu taşın üzerinde yıkandığı da olmaktadır.
AHIR - KÜMES - DEPO- SAMANLIK
Her evin en alt katı bu işler için ayrılmıştır. Bu bölgenin zemin kaplaması sıkıştırılmış gerendir. Samanlık hariç diğer bölümlerin ya penceresi yoktur, ya da küçük bir penceresi vardır.Giriş katı taşlık olarak planlanmıştır. Burası at ahırları tarım araçları deposu gibi ihtiyaçlara ayrılmıştır.
KUYU - ÇEŞME
Kütahya çeşmeleri insan sevgisinin, göz zevkinin Türk kültürünün en mükemmel eseridir. Su kaynağı Allah'ın bir vergisi olarak görülür ve su kaynağının üzerine herkesin kullanacağı sebiller yaptırılmıştır. Hemen hemen her sokakta bir çeşme olduğu için evlere su yoktur. Ya komşusunun kapısı önünde veya kendi bahçe duvarının sokak yönünde bulunurdu. Bazı evlerin avlusunda kuyu sistemi de bulunmaktaydı. Bu yüzden evlere su sistemi çok geç girmiştir.

KENTSEL DOKU
Kentsel dokuyu oluşturan en önemli yapı birimi evlerdir.Kütahya, konut mimarisi bakımından Anadolu'nun ahşap bölgesi içinde kalmaktadır.Balıkesir-Uşak-Antalya çizgisinde tanımlanan Batı Anadolu Türk Evleri grubunda yer alır.Kütahya Evleri; cihannümaları, ahşap payandalı çıkmaları, oda düzeni, çok katlılığı, iki veya dört eğimli çatıları, ahşap çatkı arası dolgu veya bağdadi yapım sistemleri, 18. yüzyıla kadar açık dış, daha sonra orta iç sofalı yapılarıyla tipik Türk evinin tüm özelliklerini gösterir.On yedinci yüzyıldan kalmış en eski ev Macar bağımsızlık savaşı önderi Lajos Kossuth'un konuk edilmiş olduğu Hamdi Aydın evidir. Sultanbağı mahallesinde Defterdar Konağı, Kurşunlu mahallesinde Hacı İsmail Efendi evi, Gazi Kemal mahallesinde Bandımzade Evi, Pirler mahallesinde Germiyan Konağı, gibi kentin eski çekirdek mahallelerinde pek çok eski Kütahya evleri yaşamaktadır. Sivil Mimarlık örnekleri içinde açık sofalılar (17 - 18 yy.) Kütahya'nın en karakteristik evleridir. Dıştan süslemesi olmayan yalın görünüşüne karşılık iç mekanlarda gömme dolaplar, tavanlar, kapılar, ocak davlumbazları, merdiven korkulukları gibi iç mekan ayrıntıları ahşap oymacılığının en güzel örneklerini ortaya koyan motiflerle bezelidir. Karakteristik Kütahya Evi genellikle bahçeli ve büyüktür. Halk tipi ev ile konakta plan tipi aynıdır. Zenginlik, oda kıyılarında ve süslemelerde kendini gösterir. Son yıllarda arazinin miras yoluyla çok bölünmesi, bitişik nizamlı daha küçük Kütahya evlerinin yapılması ve büyük konakların bölünmesi sonucunu doğurmuştur.Çıkmaz sokak, sokak, cadde olmak üzere mahallelerden genişleyerek ana merkez Ulu Cami'ye ve yönlenen yollar kentin dini ve ticari aktivitesi ile ve yaşamını birbirine bağlar. Bu sistem içinde sosyal yaşama katılan diğer binalar yer alırlar. Büyük camiler, mahalle camileri, hanlar, bedestenler, arastalar, Pazar yeri, çarşı, medrese hamam, tekke ve zaviyeler, çeşmeler, türbeler vs. pek çok mimari eser kent dokusunu bütünlemektedir. Kütahya'nın kalesinin yer aldığı arkeolojik alan ile karşısındaki Hıdırlık tepeleri güneydeki yükseltilerdir. Kuzeyde tarıma elverişli ova yayılır. Eski kent dağlarla ova arakesitinde yamaca yaslanmıştır.Bugün artık Kütahya kenti de aşırı büyümenin etkisindedir. Askeriye ve devletin büyük kamu kuruluşları yüzünden doğu-batı yönünde gelişebilme şansı yoktur. Bu nedenle ovadaki verimli tarım arazileri yapılaşmaya açılmaktadır. Bu olumsuz etmenlere rağmen tarihi kent kimliğini koruyabilmiştir. Koruma planı uygulanmaktadır.

KOMŞULUK İLİŞKİLERİ VE SOKAKLAR
Sokakların iki tarafına sıralanan bitişik düzen, evlerin cumbaların birbirini perdelememesi, pencerelerin diğer evlerin mekanlarını rahatsız edici bir konumda açılmaması, bahçe, ev komşu bahçe ilişkilerinin mutabakat içinde oluşturulmaktadır. Sokakların biçimlenişinde komşuluk ilişkilerinin saygı ve sevgi ve yardımlaşma erdemleri önemli rol oynar.Genellikle evlerin zemin katları sağır tutulmuş, üst katlarda ise alabildiğine görüş alanlarını genişleten cumbalarla sokağa taşılmış, bazen saçaklar birbirine değmecesine, birbirine yanaşmış evler düzeninden birbirinin görüşünü engellememektedir.Yer yer daralan genişleyen ve çeşme başları oluşturan, ani yön değiştirmeleriyle sürprizler yaratan sokaklar iyi ve mutlu komşuluk ilişkilerinin ürünüdür.

..
----------







Forumumuza Hosgeldiniz...

Forum Kurallarını okumayı ihmal etmeyin...

Üyelerimizle Tanısmak İçin Buradan Başlamak En iyisi...

Farklı Fikirleriniz mi Var... Burada Bizimle Paylaşın...

yada Kutlama İstediğiniz Ne Varsa Burası Size Her Zaman Açık...

Ayrıca Forum İşleyişiyle İlgili Öğrenmek İstediğiniz Şeyleri Buradan Deneyebilirsiniz...

Keyifli Zaman Geçirmek İçin Buyrun...





içine taş atılmadığında kıpırtısız kalan su birikintisi gibiyim...




Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlı$ Yapmadım Hayatta...
Çok Sıkı$tıqım Yerde Bo$ Bıraktım Hep...
$imdi Bıraktıqım Bo$Lukların Birindeyim Belki de...
ama kimsenin Doqrusunu Götürmedim,
ve kimsenin yanLı$ı olmadım!


//<--no_name®-->\\
No_Name isimli üye çevrimdışı   Alıntı Yap ve Yanıtla
Yanıtla

Etiketler
kültür , kütahya


Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 kayıtlı üye ve 1 misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz




vBulletin® Version 3.7.0 Beta 4